

Bu ikilem, etik ve hukuki açıdan sade ama acımasızdır. Gerçek bir yatırım danışmanı, müşterisinin risk profiline, mali durumuna ve bilgi düzeyine uygun olmayan ürünleri önermez; uyarı yükümlülüğünü yerine getirir. Sermaye Piyasası Kanunu ve ilgili tebliğler, yatırım danışmanlığını kişiye veya belirli bir gruba yönelik, yönlendirici nitelikte tavsiye olarak tanımlar. Bu faaliyet, SPK yetkisi gerektirir. Yetki varsa bile, müşterinin menfaatini gözetme, uygunluk ve yerindelik testlerini dikkate alma, riskleri açıkça anlatma ve çıkar çatışmalarını bildirme yükümlülüğü vardır. Grup şirketi hissesi, yüksek yoğunlaşma riski taşıyan fon veya yapay fiyat hareketi gösteren sığ hisse önerilirken “komisyon alıyorum, bu ürün benim için daha kârlı” demek bile asgari şeffaflıktır. Bunu yapmayan, ya yetkisiz/lisanssız “sözde danışman”dır ya da sessizliği karşılığında menfaat elde etmektedir.
2025 son çeyreğinden itibaren SPK’nın ve Borsa İstanbul’un olağandışı fiyat hareketlerini gözlemlediği, Finansal İstikrar Komitesi’nde konunun gündeme geldiği biliniyor. Yine de 17 Eylül 2026’da yedi portföy yönetim şirketine ait fonlar TEFAS’ta işleme kapatılana kadar süreç devam etti. Bu dönemde müşteri temsilcileri, “uzmanlar” veya sosyal medya üzerinden tavsiye verenler, yatırımcıları bu fonlara veya bağlantılı hisselere yönlendirdi mi? Yönlendirdiyse riskleri, likidite sorunlarını, çapraz işlem iddialarını ve yüksek komisyon mekanizmalarını anlattı mı? Anlatmadıysa, iki ihtimalden biri geçerlidir: Ya danışmanlık vasfı yoktu (bilgi yetersizliği, yetkisizlik veya “her şeyi bilen” pozuna bürünen amatörlük), ya da fon şirketleri, aracı kurumlar veya ilgili yapılar üzerinden komisyon, hacim primi veya başka menfaatler elde ediliyordu. İddialarda yüzde 30’a varan komisyon paylaşımlarından, gereksiz işlem hacmi yaratılarak komisyon şişirilmesinden ve ilişkili taraf işlemlerinden söz edilmesi tesadüf değil.
Aracı kurum ve banka müşteri temsilcilerinin sık işlem yaptırarak komisyon gelirini artırması, risk profiline uymayan ürün önermesi veya kendi grubunun ürününü öne çıkarması yıllardır mahkemelere yansıyan bir meseledir. Uygunluk testi yapılmadan veya sonuçları görmezden gelinerek yönlendirme, sözleşmeye aykırılık ve tazminat davalarının temelini oluşturur. Sosyal medyada “analist”, “trader” veya “yatırım danışmanı” diye ortaya çıkan, ücretli sinyal grupları kuran kişilerin ise çoğu kez SPK lisansı yoktur; yaptıkları iş izinsiz yatırım danışmanlığına, hatta piyasa bozucu eyleme veya dolandırıcılığa kayabilir. “Yatırım tavsiyesi değildir” ibaresi, kişinin özel yönlendirme yapıyorsa hukuki koruma sağlamaz.
Fon krizinin boyutu, bu yapısal sorunu daha da görünür kıldı. Yüz binlerce küçük yatırımcının parası, sığ hisselerde yapay fiyat hareketleri, yoğunlaşma ve çapraz işlemler üzerinden risk altına girdi. Danışmanlık iddiasıyla ortaya çıkanlar, “fırsat kaçırmayın” diye bastırırken riskleri, likiditeyi ve olası manipülasyon şüphelerini neden ikinci planda tuttu? Cevap, çoğu zaman komisyon mekanizmasında yatar. Müşteri kaybedince aracı kurum veya “danışman” kazanır; işlem hacmi artınca herkes kazanır gibi görünen bir düzen, aslında asimetrik bir çıkar çatışmasıdır. Gerçek danışman, bu çatışmayı açıklar veya ürünü önermez. Satıcı ise sessiz kalır veya abartır.
Yatırımcı tarafında da sorumluluk vardır. “Uzman” diye ekrana çıkan herkese güvenmek, risk bildirim formunu okumamak, SPK lisansını ve yetki belgesini kontrol etmemek ve “garanti getiri” vaadine kanmak, mağduriyeti büyüten unsurlardır. Ancak asıl kusur, danışmanlık maskesi altında satış yapanlarda ve bu yapıya göz yuman düzenleyici boşluklarda aranmalıdır. Çıkar çatışmalarının kamuya açık biçimde açıklanması, yüksek komisyon ve hacim primlerinin sınırlanması, lisanssız tavsiye verenlere karşı etkin yaptırım ve yatırımcı eğitimine gerçekten yatırım yapılması gerekir. Aksi halde her krizden sonra aynı cümle tekrarlanır: “Uyarılmamıştık.”
Danışman, müşterisinin uykusuz kalmasını engellemek için vardır. Komisyoncu ise kendi hesabını büyütmek için. Fon krizi, bu ayrımı netleştirmiştir. Sessiz kalanlar ya danışman değildi ya da menfaatleri yüzünden uyarmadılar. Her iki durumda da hesap vermeleri gerekir. Yatırımcı ise artık “kim konuşuyor, kiminle konuşuyor ve neden sessiz?” diye sormalıdır. Çünkü piyasada en pahalı şey, zamanında yapılmayan uyarıdır.