

Uluslararası hukuk uzmanları ve ICC dahil, uluslararası kamuoyu, İsrail’in Gazze`de Filistin halkına karşı sistematik bir şekilde sürdürdüğü vahşetin, saldırıların savaş suçu ve soykırım olduğu görüşünde birleşmiştir.
Dünya Barış Günü olan 1 Eylül`de, dünya genelinde 44 ülkeden aktivistlerin desteklediği “Küresel Sumud Filosu1 Eylül ” dahilinde onlarca gemiden oluşan ilk filo, Gazze’de açlık çeken insanlara insani yardım ulaştırabilmek amacıyla İspanya’nın Barcelona kentinden yola çıktı.
Gazze’de İnsanlık Trajedisi
Gazze’de aylardır süren bombardıman, soykırım tüm dünyanın gözleri önünde bir insanlık trajedisine insanlık adına utanç sayfalarina dönüşmüşdür. Uluslararası hukuk uzmanlarının, insan hakları örgütlerinin ve hatta Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (ICC) gündemine taşınan bu süreç, hiç tereddütsüz bir şekilde savaş suçları ve soykırım nitelendirmeleri ile anılıyor.
Cenevre Sözleşmeleri ve Roma Statüsü İhlalleri
1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri ve ek protokoller, sivillerin hedef alınmasını, toplu cezalandırmaları, zorla yerinden etmeleri ve aç bırakmayı açıkça yasaklar. İsrail’in Gazze’de uyguladığı kuşatma ve sivillerin kitlesel şekilde bombalanması, doğrudan Cenevre Sözleşmesi’nin 3. ve 4. maddelerinin ihlalidir.
Ayrıca Roma Statüsü (ICC’nin kurucu belgesi) 7. ve 8. maddelerine göre, sivillerin hedef alınması, aç bırakılması, hastanelere saldırı ve zorla göç ettirme fiilleri insanlığa karşı suç ve savaş suçu kapsamındadır. Bu bağlamda, Gazze’de işlenen eylemler yalnızca İsrail Başbakanı Netanyahu ve hükümetinin değil, aynı
zamanda bu eylemlere göz yuman, doğrudan veya dolaylı destek sağlayan tüm ülkelerin sorumluluğunu gündeme getirmektedir.
Destek Veren Ülkelerin Sorumluluğu
ABD, İngiltere ve AB ülkelerinin bir kısmı, İsrail’e silah ve mali yardım sağlayarak bu suçların sürdürülmesine katkı sunmaktadır. Uluslararası hukukta “yardım ve yataklık” kavramı, işlenen suçlarda asıl failler kadar sorumluluk doğurur. Dolayısıyla, savaş uçakları ve bombaların tedarikçileri, bu suçların ortağıdır.
Yabancı Gönüllüler ve Bireysel Ceza Sorumluluğu
İsrail ordusuna dünyanın farklı ülkelerinden katılan gönüllüler de savaş suçlarının işlenmesinde doğrudan rol oynamaktadır. Human Rights Watch, bu kişilerin kimliklerini, sosyal medya paylaşımlarını, tanık ifadelerini belgelemekte ve ileride yargılanmaları için delil toplamaktadır. Uluslararası hukukta “bireysel ceza sorumluluğu” ilkesi gereğince, yıllar sonra dahi bu kişilerin yargılanması mümkündür.
Dünya Kamuoyunun Çığlığı
Bugün dünyanın dört bir yanında, milyonlarca insan sokaklara çıkarak İsrail’in işlediği suçlara karşı protesto düzenlemekte. İrlanda’da futbol stadyumları, ABD’de üniversite kampüsleri, Güney Afrika’da meydanlar Filistin dayanışmasının sesi olurken, sanat dünyasının önde gelen isimleri – Roger Waters, Coldplay, Eric Clapton, Macklemore, Dua Lipa ve Hozier – Filistin halkına destek vermektedir.
Hatta İsrail’in kendi içinde, Ultra-Ortodoks Yahudilerin önemli bir kesimi, bu saldırıları protesto etmekte ve sokaklarda “İsrail benim adıma konuşamaz” diyerek karşı çıkmaktadır.
Kuzey Kıbrıs’ın Sessizliği: Bir Vicdan Sorunu
Ancak tüm bu küresel yankıya karşın, Kuzey Kıbrıs’ta ne sendikalardan, ne siyasi partilerden, ne de sivil toplum kuruluşlarından anlamlı bir ses yükselmemektedir. Dünya ateşkes, insani yardım koridorları ve İsrail’e silah satışının durdurulması için haykırırken, bizim toplumumuzda meyhane ve gazino kültürü ön plana çıkmakta, bireysel çıkarların ötesine geçmeyen bir sessizlik hâkim olmaktadır. Bu durum, yalnızca siyasi bir eksiklik değil, aynı zamanda toplumsal bir vicdan meselesidir. Bugün sessiz kalan, görmezden gelen, suçları aklayan herkes tarihin kara sayfalarına yazılacaktır. Uluslararası hukukun temel ilkesi açıktır: Savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar zaman aşımına uğramaz.