

Daha dün, Cumartesi karşılaşmıştım onunla. Gür sesiyle ve içi içine sığmayan hiperaktif hareketleriyle
Gönyeli Avcılar birliğinde. Onun gelişi ve varlığı bir neşe kaynağıydı adeta. Hemen hemen bölgemizde
herkesin yakınen tanıdığı bir kişilikti YERELAKKOLU (ALAYKÖYLÜ) Hüseyin Ulu. Her yere mutlaka ama
mutlaka, mesafe ne isterse olsun yürüyerek gider ve yürüyerek dönerdi. Hiçbir cenazeyi kaçırma ve
cenaze sahiplerini tellei için elinden gelen her şeyi yapardı. En küçük bir katkınızı asla ama asla
karşılıksız brakmazdı. Hiçbir iyliğin de altında kalmazdı. Ama bunu yaparken hep kendi yöntemleriyle
yapardı.
Genel geçer normal bir vatandaş değildi. O genel geçer normalin çok ötesinde bir normal insandı
aslında. Fakat gelin görün ki bizim gibi toplumlarda genel geçerin dışına çıkıldığında hemen yaftayı
yersiniz. Adınız ya köyün delisine ya da anormale çıkar. Ama inanın hüseyin bunların hiçbirini
takmadan yaşamının her anına yeni bir anlam katıyordu. Ya sizi güldürerek ya da size bir değer
katarak.
Gelin görün ki bu ülke bu kadar sıradışı ve bu kadar güzel bir insanı koruyamadı. Ve Pazar günü yine
bir yürüş sırasında arabanın birisinin çarpması sonucu hayatını kaybediyor. O yok artık. O hiçliğin bir
parçası ve onu o hiçliğin içinde her seferinde arayacağız ama bulamayacağız.
Gelelim esas meseleye.
Hüseyin aydınlatmanın olmadığı bir yolda yürürken hayatını kaybetti. Yani bu toplumun her bireyinin
aydınlatma için vergi ödediği bir ülkenin karanlık yolunda. Bilme ne kadar farkındasınız ama bu
ülkede gerek seyrüsefer gerekse de yollarımızın aydınlatılması için alınan vergiler dudak uçuklatacak
düzeyde.
Ama Hüseyin ölüyor.
Yaklaşık 15 yıldan bu yana sürekli yollarımıza aylık 800 ile 1000 arası araç girmektedir. Yani yılda
12.000 araç. Bu dehşet verici bir rakam aslında. Ama gel gelelim 15 yılda bir metre dahi yolların
genişlemediğini hata tabiri caiz yerinde ise bir garış mevcuttan daha fazla asfalt dökülmemiştir. Ya da
bu araçların trafikte bir canavara dönüşmemesi için uzun vadeli planlar yapılmamıştır.
Peki o zaman siz niye bir devlete sahipsiniz?
Ölesiniz diye mi?
Yoksa sakat kalabilesiniz diye mi?
Gerçekten bazen öyle bir isyan yaşıyorum ki içimde… bu kaybettiklerimizle alakalı değildir. Bu
tamamen koskoca bir toplumun getirildiği bu durum ve bunun karşısında sustuğunuz için.
Sustukça ölüyorsunuz
Sustukça yok oluyorsunuz.
Sustukça, işgalcinizin dayatmaları, ülkemizin telafi edilemeyecek zararlara uğramasına neden oluyor.
Neden oluyorsunuz.
Beytanbal galsın öyle devlet.
Ha gemisini kurtaran kaptan mı? Ona da eyvallah. Ama nereya kadar?
Unutmayın ülkemiz her alanda karanlıklar haline gelmiştir. Ve bu karanlıklar içinde dolanan ölüm de
her an sizin kucağınıza oturabilir. Ve oturabilir olasılığı da sizler sustukça her geçen gün daha da
yükselecektir.
Güzel ülkemin bu hale gelmesinde iki temel unusur vardır. Ve bu iki temel unsuru da kökleştiren bir
başka unsur vardır.
İŞGAL VE İSTİLA. VE BUNA SESİZ KALAN, SÜREKLİ SUSMAYI TERCİH EDEN KIBRISLILAR.
Sevgili HÜSEYİN seni de kalbimizin en güzel yerine sakladık.