

Fon krizinin yarattığı sarsıntı, yatırımcıların risk algısını köklü biçimde değiştirdi. 2025 yılında başlayan Amerika’ya yöneliş, 2026’da da aynı hızla devam etti. Birçok yatırımcı, İstanbul borsasında yaşanan belirsizlikleri ve olası çöküş riskini fark ederek paralarını yurtdışına, özellikle de Amerikan piyasalarına kaydırdı.
Bu tercih, yalnızca anaparayı koruma kaygısından ibaret değildi. Dolar bazında yüzde 20 nominal veya düzenli kupon ödemesi yapan şirketlere yönelen yatırımcılar, hem birikimlerini güvence altına aldı hem de her ay istikrarlı nakit akışı sağladı. Yerel piyasalardaki dalgalanmalar ve fon krizinin tetiklediği panik satışları, bu tercihi daha da güçlendirdi.
Geçtiğimiz günlerde fon krizinin ardından birçok yatırımcının paralarını çekip dolar cinsinden yüksek kuponlu veya nominal getirili şirketlere yönelmesi, bu eğilimin ne denli güçlü olduğunu bir kez daha gösterdi. Artık öncelik, kısa vadeli spekülasyon değil; paranın değerini korumak ve düzenli gelir elde etmek oldu.
Amerikan piyasalarına yönelen bu sermaye hareketi, yalnızca bireysel yatırımcıların tercihi olarak kalmadı. Riskten kaçınma psikolojisi, portföylerde döviz cinsi ve sabit getirili enstrümanların ağırlığını artırdı. İstanbul borsasındaki belirsizlikler devam ettiği sürece, bu yönelimin sürmesi kaçınılmaz görünüyor. Turkiyede yatırımcıların mesajı net, Belirsizlik dönemlerinde güvenli liman arayışı, duygusal tepkilerden değil, hesaplanmış risk yönetiminden geçiyor.