Sultan EMRE
Çekova Başkanı Hakkı Atun ve Yeşil Barış Hareketi Genel Sekreteri Doğan Sahir, ülkenin çevre politikasını Yeni Bakış’a değerlendirdi.
Çekova Başkanı Hakkı Atun, çevrenin ülke acısından en can alıcı konuların başında gelmesine karşın sivil toplum örgütlerinin bu konuda öneri ve eleştirilerinin dikkate alınmadığını vurguladı.
Kıbrıs’ın bir turizm adası olduğuna işaret eden Atun,” Bu noktada çevreye her şeyden fazla önem verilmesi gerektir, ülkede hala gerekli incelemeler yapılıp yağmur suyunun nasıl yönetileceğine, hangi önlemler alınarak daha az zarar görülür hale gelineceğine dair herhangi bir çalışma bile yapılmadı, her yağmurun arkasından kentler göle dönüşüyor” dedi.
Çevre konusunda zaman zaman bazı hareketlenmelerin yaşandığını ancak bu hareketlenmelerin arkasının gelmediğine dikkat çeken Atun, “Bu konuda Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nden neden yararlanılmıyor? Hala , su tutan alanların parsellendiğini görmekteyiz” şeklinde konuştu.
Alt yapı düzgün olsa zarar asgari düzeyde olur
Gerekli altyapı düzenlemelerinin zamanında yapılması halinde çevrenin göreceği zararın minimuma indirilebileceği üzerinde duran Hakkı Atun, buna karşın yetersiz altyapıdan kaynaklı zararın ekonomiye de yansıdığını kaydetti.
“AB’nin kuralları hayal ettiğimizin de ötesinde”
Çevre örgütleri olarak hükümet edenlere sürekli çağrı yaptıklarını belirten Atun, “En basit konu yolların temizliğiyse, bakımıysa ya da halkın bu konulardaki eğitimiyse, bu konularda da inandırıcı, insanı ferahlatıcı bir adım göremiyoruz. ‘AB gelirse, bu işler olacak’ deniyor ancak ne kadar zayıf olduğumuz işte o zaman ortay çıkacak. AB’nin bu konudaki kuralları, bizim hayal edeceğimizin de ötesindedir” Dedi.
“Çirkinlik bizi rahatsız etmiyor”
“ Ülkede yaşananlardan ekonomi ve çevreye daha fazla zarar gelmeden bir an önce önlem alınması, bu konuların hükümet programları içine girmesi ve uygulanması gerekiyor” diyen Atun, KKTC’de birçok yetenekli mimarın bulunduğunu ve bu insanların çevreyi, ülkeyi güzelleştirecek projeleri çizebileceğini belediyelerin ise bunları hayata geçirebileceğini kaydetti.
Atun, sözlerini şöyle sürüdürdü:
“Çirkinlik bizi rahatsız etmiyor. Yollardaki tabelalar sökülüyor ve haliyle orada kalıyor. Gönyeli-Girne anayolunda bunları net bir şekilde görebiliyoruz. Ortada o kadar umursamazlık var ki insan tahammülünü aşıyor. İnsanları biraz da mutlu eden çevrenin güzelliğidir, kalitesidir. Bu, bu şekilde telkin edilmezse, ruhen sağlıklı bir gençlik yaratamayız. İnsanları yetiştiren kendi çevresidir. Biz çevremizi ne güzelleştirebiliyoruz, ne bakımını yapabiliyoruz. Hatta temizliğini bile yapamıyoruz.”
“Çarpık yapılaşma, bize pahalıya mal olacak”
Açıklamalarında bilimsel şehirciliğe dikkat çeken Atun, “Bilimsel şehircilikte, ihtiyaç önceden tespit edilir ve gerek ofis alanı gerekse konut alanı miktarı belirlenir. Şehir merkezleri bu şekilde oluşur. Ancak bizde böyle bir şey yok. Bizde her şey gelişigüzel çalışır ve kendi isteğine göre gelişen bir yapılaşma göze çarpar. Bu durum da, yatırıma, ekonomiye, yatırıma, üretime ayrılacak paraların gereksiz yere toprağa gömülmesine sebep olur” dedi.
“Ülkesel fizik planı olmalı”
Ülkenin bir Fiziksel planının olması gerektiğinin yıllarca söylendiğini belirten Atun, gelişme, kalkınma gibi önemli kararlarda söz konusu fiziksel planının ne kadar dikkate alındığının çok büyük bir soru işareti olduğunu vurguladı. Hakkı Atun, KKTC’nin ülkesel fiziki planının bir rafta unutulduğuna dikkat çekerek, hükümet edenlerin bu konunun ne kadar önemli olduğunun farkına varmasının ve konunun uzmanlarını dinlemesinin çok önem arz ettiğinin altını çizdi. Atun, “Günü birlik kararlar bizi bir yere götürmeyecek” şeklinde konuştu.
“Girne’yi mahvettik”
Hakkı Atun, Girne’nin yüksek yapılaşmaya açılarak mahvedildiğini belirterek, “Girne’de güneyen geçen iki çevre yolu dışında bütün yollar çift şerittir. Yükselen her bina, daha da trafik yaratıyor. O binaların içine sıkıştırılan insanları hangi yol taşıyacak? Hesapsız kitapsız gidiyoruz ve şehri mahvediyoruz, bütün yaşanabilirlik ortadan kalkıyor” dedi.
“Gayri ekonomik bir altyapı var”
KKTC’de başkent Lefkoşa’nın dışında hiçbir şehrin Fiziki planı olmadığına dikkat çeken Atun, planı yapmak kadar onu uygulamanın da önemli olduğuna dikkat çekti. Söz konusu fizik planlarının bütçe ile ilişkilendirilip bütçeden bu konu için para ayrılarak, şehrin dokusunu meydana getirecek adımların atılması gerektiğini belirtti. Atun, Lefkoşa’nın ise fizik planının olmasına karşın bu planın uygulanmadığını belirtti.
Yeşil Barış Hareketi Genel Sekreteri Doğan Sahir de, ülkede giderek artan bir çevre tahribatından söz etmenin mümkün olduğuna dikkat çekerek, bu çevre tahribatının, plansız programsız birçok uygulamayla meydana geldiğini vurguladı. Sahir, “hükümetin değişmesiyle birlikte ne yazık ki kendine yontan insanların ülkemizi yönetmeye çalıştığı rant kavgası çıktı ortaya. Ama aslolan şudur ki bir de ekonomik protokol söz konusuydu. Bu ekonomik protokolde, çevreye baskı getirecek unsurlar vardı. Protokolün içinde, olabildiğince yatırımın önünün açılması, bir kampanya gibi öngörülmekteydi. Satır aralarında olmasına rağmen bunun yansımalarını görmeye başladık” dedi.
“41 üniversite bu ülkede ne yapacak?”
Ülkede neredeyse tüm sahillerinin işgal edilmiş durumda olduğunu savunan Sahir, ‘Yatırım’ adı altında ormanlarının talan edildiğini kaydetti. Sahir, “41 üniversitenin bu ülkede ne yapacağını düşünmekte yarar var” şeklinde konuştu.
Ülkede fizik planının henüz yasal bir güce sahip olmadığını da dikkat çeken Sahir, planın sadece tavsiye ve iyi niyet belgesi olmaktan öteye gidemediğini söyledi.
Doğan Sahir, “Niyet, fiziki plan yasal bir güce kavuşursa, bir sürü şeyin yapılamayacağı düşüncesinden sıyrılıp belki bir şeyler yapılır” dedi.
Doğan Sahir, “Turizm bu ülke için bir lokomotif olmalı. Turizm dediğimiz olgu ise ancak doğru planlamayla gelişebilir. 90’lı yıllardan beri sayısız uzmanın görüşünü paylaştığı, üniversite hocalarının katkı koymaya çalıştığı, yurt içinden, yurt dışından sayısız çabaların, emeklerin sarf edildiği turizm master planı yokmuş gibi davranılıyor. Oysa ki bu yasa, ülkemizde sağlıklı bir turizmin gelişmesini, nerede, ne tür turizm yapılaşmalarının doğru olacağını, dünyadaki turizm eğilimlerinden yola çıkarak anlatan bir yasaydı. Ne yazık ki biz bunu da uygulamıyoruz. Yasada çok net bir ifade var, ‘Dokusu bozulmamış alanlara has turizmin olmaması’ örneğin Karpaz. Burada, kültüre, doğaya, yerel halka önem veren, onların kalkınmasını öngören modellerin teşviki söz konusuydu. Maalesef ki şu anda, yüksek binalar, o tarafları da almış götürüyor. Karpaz burnuna, Erenköy’e büyük yapıların inşa edilmeye başladığını görüyoruz.” şeklinde konuştu.
“Turizm Yasası’nda ‘Girne doymuş. Büyük binalar burayı boğacak, pozisyonumuzu daraltacak ve mevcut turizm pozisyonlarını da felce uğratacak denilmiş ancak o günden bugüne onlarca büyük bina yapılmaya, yasalar çiğnenmeye devam edilmiştir.” diyen Doğan Sahir, “Turizm yatırımına bu denli yer kaplayacak kadar ihtiyacımız var mı?” şeklinde konuştu
“Doğal alanları yok ediyoruz”
2015 yılında açıklanan rakamlarla, ülkenin 21 bin yatak kapasitesine sahip olduğunun belirtildiğini anımsatan Sahir, bu kapasitenin bir yılda altı milyar insana tekabül ettiğini belirtti. Sahir, “Biz hala, turistik yatağa ihtiyacımız olduğu safsatasıyla, turizmin sermayesi olan doğal alanları rezil ediyor ve turizm kapasitesini de baltalıyoruz” dedi.
“567 dönüm orman arazisi gözden çıkarılmaya çalışılıyor”
Kumyalı’da yapılan ‘Noel Baba Turizm Tesisi’ için 567 dönüm orman arazisinin gözden çıkarılmaya çalışıldığına vurgu yapan Sahir, söz konusu tesis için doğrudan arazi içine girilerek inşaata başlandığını ve inşaatın izninin de ÇED raporunun da olmadığını belirtti. Sahir, hiçbir makamın bu yapıdan haberdar olmadığını ifade etti. Bu yapının Cittaslow alanının göbeğinde yer alıyor olmasının, yapılaşmayı ve gelişmeyi de berhava edeceğini söyleyen Sahir, bu şekilde bir birini bütünlemeyen girişimlere para dökülerek kendi geleceğimizin yok edildiğini belirtti.
“Kimyasallar da doğru kullanılmıyor; Kirletiyoruz”
Doğan Sahir, birbirini tamamlamayan yapılaşmadan dolayı denizlerin ve yeraltı sularının da kirlendiğini ve bu durumun Anayasa’nın 38’inci maddesine rağmen yapıldığını vurguladı. Tarımsal faaliyetlerde kullanılan kimyasalların (pestisit) da toprağın kimyasını bozduğuna dikkat çeken Sahir, ülkede her yıl 20 bin ton pestisit (kimyasal zehir) kullanıldığını, bunun da eko sisteme zarar verdiğini söyleyerek, bu kimyasalların topraktan sızarak yeraltı sularının da kirlenmesine yol açtığına işaret etti.
“Termik santraller zehir saçmaya devam ediyor”
Bacalarına filtre takıldığı söylenen termik santral bacalarından çıkan zehirli dumanların, atmosfere ulaşıp insan sağlığını tehdit edecek boyutlara ulaştığını ve bununla kalmayarak atmosferdeki kimyasal reaksiyonlarla asite dönüşerek yağmurla tekrar yeryüzüne dönerek bütün ekosisteme zarar verdiğini aktaran Sahir, bu konudaki umursamazlığa da dikkat çekti.
“Odun sobaları denetim altında olmalıdır”
Ülkede Odun sobası kullanımının da çığırında çıktığına dikkat çeken Doğan Sahir, odun sobaları ve şöminelerin zehirli gazlar yaydığını ve bu yüzden de denetim altında tutularak kullanılması gerektiğinin altını çizdi. Sahir, “ Bir defa bir ülkede bu tür odun sobaları gibi belli bir yakıtı kullanacak olan sobaların denetim altında, kayıt altında ve karneyle kullandırılması söz konusu olmalıdır. Bu odun sobaları ne yakmaktadır? yakacağı nerden bulmaktadır? Bunların hep kayıt altında olması gerekiyor ama o da yok ne yazık..” şeklinde konuştu.
“Kaçak olarak ağaçlar kesiliyor”
Denetimsizlik nedeniyle ağaçların da kaçak olarak kesilerek ticaretinin yapıldığını belirten Sahir, şöyle konuştu:
“Büyük bir cüretle gazetelere ilan da veriyorlar. Takipsiz ve de sanki suçsuzlarmış gibi reklamlarını da yapıyorlar. İnsanlar da buralardan alış veriş yapıyorlar. Odunların, devlet eliyle, denetim halinde ve belli bir karneyle satılması lazım. Ama gazetelere ilan veren, ne olduğunu anlayamadığımız, bilemediğimiz bir sürü özel sektör adı altında bu işin ticaretini yapan tacirler var. Belki onlar belki onların aracılığı ile onlara odun sağlayan birileri tarafından yapılan bu ticaret saysız ağacın telef olmasına neden olmaktadır”.
“Susuzluğumuzun suçlusu da biziz”
Son zamanlarda kendini iyiden iyiye belli eden susuzluk konusuna da değerlendirmelerde bulunan Doğan Sahir, bu konudaki sorumluluğun yine ülke insanına ait olduğunu söyledi. Yeşil Barış Hareketi’nin yaptığı çalışmalar neticesinde, ülkeye düşen yağışın yüzde 8.5’inin tutulup, iyi şekilde yönetilmesiyle her yerde kullanılacak kadar suya sahip olunabileceğine işaret eden Sahir, bunun yapılmadığını ve bugün yağmurdan korkar duruma gelindiğini vurguladı. Yağmur sularının iyi yönetilmesiyle Türkiye’den bile su getirmeye ihtiyaç duyulmayacağını ifade eden Doğan, sözlerinin şöyle tamamladı:
“Fakat biz bunların yanlışlarımızdan dolayı denize akmasına neden oluyoruz, erezyona neden oluyoruz. Ve de bu kayıptan dolayı da hiç de rahatsızlık duymuyoruz. Oysa bu su, yakalanabilmeli. Özellikle kentsel alanda çok ciddi bir kayıp söz konusudur. Çünkü her taraf betonlaşmış, arsaların her santimetre karesi betonla kapatılmış, buna ilaveten yollardaki direnajın da eksikliğinden dolayı suyun baskınlar yaratmasına da vesile yaratmış durumdayız.”