

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na kadar uzanan süreç, İzmir’in Çeşme ilçesinde bulunan Altınkum Plajı’nda yaşanan bir olayla başladı. İki çocuğuyla birlikte serinlemek için halk plajı statüsündeki alana giden bir doktor, havlusunu kuma sererek denize girmek istedi. O sırada plajda faaliyet gösteren özel bir işletmenin çalışanı, ailenin yanına gelerek alanı terk etmelerini istedi.
Doktorun jandarmaya şikayet etmesi üzerine konu yargıya taşındı. Başlatılan adli süreçte yerel mahkeme, kıyı hakkını engelleyen çalışan ile ona talimat veren işletme yöneticisini suçlu buldu.
İşletme çalışanı, eyleminden dolayı yargılandığı davada, “Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma” suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezasına; işletme yetkilisi ise, çalışanı bu yönde yönlendirdiği için “Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmayı azmettirme” suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu da, yerel mahkemenin verdiği bu hapis cezasını hukuka tamamen uygun bularak onadı. Yargıdan çıkan bu karar, Türkiye için bağlayıcı bir emsal karar haline getirildi.
Yargıtay’ın emsal niteliği taşıyan bu kararında Anayasa’nın 43. maddesi ile 3621 sayılı Kıyı Kanunu maddeleri hatırlatıldı. Anayasa’ya göre kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır ve toplumun ortak kullanımına açıktır. Hiçbir tüzel veya gerçek kişi, kamuya açık sahili tamamen kapatamaz, vatandaşın serbestçe dolaşmasını ve denize girmesini engelleyemez.