

Geç belirti verdiği için son evrede teşhis edilebilen ve en ölümcül kanserlerden biri olan pankreas kanserindeki son gelişmeler, tıp tarihini değiştiriyor. Geçtiğimiz ay Amerikan Kanser Kongresi (ASCO) da sunulan ve ileri evre pankreas kanseri hastalarında genel yaşam süresini kemoterapi yöntemlerine kıyasla belirgin biçimde uzattığı tespit edilen ilaçla ilgili çalışmayı yapan bilim adamları Türkiye’ye geldi.
Acıbadem Üniversitesinde düzenlenen 58. Avrupa Pankreas Kulübü EPC/IAP Ortak Toplantısı’nda Türk meslektaşlarına pankreas kanseri konusundaki yenilikleri anlatan uzmanlar Türkiye gazetesine konuştu.

ASCO’da sunulan ve büyük yankı uyandıran “daraxonrasib çalışması”nı yapan grubun içinde bulunan Almanya Heidelberg Üniversitesi Hastanesinden Prof. Dr. Christoph Springfeld, pankreas kanserinin yaşlanan dünyada diyabet ve obezite ile birlikte hızlı bir artış gösterdiğini belirterek, “Pankreas vücudun derinliklerinde yer aldığı için tümörler erken evrede belirti vermez. Hastaların yaklaşık yarısında teşhis anında hastalık diğer organlara (özellikle karaciğere) yayılmış (metastaz yapmış) durumdadır. Pankreas tümörleri, “stroma” adı verilen yoğun, lifli bir destek dokusuyla çevrilidir. Bu doku tümörü besler ve kemoterapi ilaçlarının tümör hücrelerine ulaşmasını zorlaştırır. Hızlı yayılım gösteren ve görülme sıklığı her yıl yüzde 1 artan bu kanser türünde sağ kalım oranları son derece düşüktür. Ancak, üzerinde çalıştığımız deneysel ilaç, bu konuda oyunu değiştirdi” dedi.
Pankreas kanserlerinin yüzde 90’dan fazlasında RAS yolunda bozukluk bulunuyor. Bu yoldaki genlerde meydana gelen mutasyonlar; hücrelerin kontrolsüz çoğalmasına yani kanserleşmesine sebep oluyor. Uzun yıllar boyunca bu mekanizmanın “ilaçla hedeflenemez” kabul edildiğini belirten Prof. Dr. Springfield, “Ancak son yıllarda geliştirilen yeni moleküller bu görüşü değiştirdi. Yaptığımız çalışmada deneysel ilacı kullananların hayatta kalma sürelerinin neredeyse iki katına çıktığı, ayrıca daha az yan etki yaşadıklarını tespit ettik.
Hastalığın ilerlemediği sürenin ilacı kullananlarda 7,2 ila 7,3 ay, kemoterapi alanlarda ise 3,5 ila 3,6 ay olduğu görüldü. Tedavi, pankreas kanserindeki en önemli moleküler hedeflerden biri olan RAS yolunu doğrudan baskıladı.
İlacın pankreas kanseri vakalarının yüzde 90’ından fazlasında tümör büyümesini besleyen mutasyona uğramış proteini bloke ettiği, tedavinin bırakılmasına yol açan yan etkilerin, ilacı kullanan hastalarda daha az olduğu belirlendi” diye anlattı.

Pankreas kanserinde en büyük problem, hastalığın çoğu zaman hiçbir belirti vermeden ilerlemesi ve teşhis konulduğunda tedavi şansının önemli ölçüde azalmış olması. Ancak uzmanlara göre yapay zekâ bu tabloyu değiştirebilir.
Heidelberg Üniversitesi Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Patrick Michl, gelecekte pankreas kanserinin erken teşhisinde tek bir kan testinin değil, yapay zekânın birlikte değerlendireceği çok sayıda verinin kullanılacağını söyledi.

Buna göre yapay zekâ; tomografi ve MR görüntülerini, kan testlerinden elde edilen biyobelirteçleri, kişinin genetik yapısını, hayat tarzını ve çevresel risklerini aynı anda analiz ederek kanseri henüz belirti vermeden yakalayabilecek.
Prof. Dr. Michl, “Oyunu değiştirecek olan tek bir biyobelirteç değil, yapay zekânın bütün klinik verileri birlikte yorumlaması olacak” dedi. Prof. Dr. Michl, bu bütüncül yaklaşımın önümüzdeki yıllarda özellikle yüksek risk grubundaki kişilerde pankreas kanserinin daha erken yakalanmasına ve tedavi şansının artırılmasına önemli katkı sağlayacağını belirtiyor.
yenibakış gazetesi-kktc son dakika