

Son haftalarda Borsa İstanbul’da yaşanan sarsıntı, yatırım fonlarındaki çöküş ve ortaya çıkan milyarlarca dolarlık iddialar, kamuoyunda haklı bir öfkeye yol açtı. Yüz binlerce küçük yatırımcının mağduriyeti, piyasa güveninin sarsılması ve sermayenin yön değiştirmesi tartışmaların merkezine oturdu. Ancak bu tabloyu, yıllardır verdiği mücadeleyle Türkiye’nin ekonomik ve siyasi istikrarını korumaya çalışan AK Parti’nin bütününe mal etmek, hem adaletsiz hem de kolaycılıktır.
Parti içinde veya çevresinde bazı isimlerin fon işlemlerine bulaştığı, haksız kazanç iddialarıyla gündeme geldiği doğrudur. Bu tür bireysel veya dar çevre sapmaları, hiçbir siyasi yapının tamamen dışında değildir. Önemli olan, bu kişilerin eylemlerinin parti iradesi veya sistematik bir politika olarak sunulup sunulamayacağıdır. AK Parti’nin yıllarca sürdürdüğü mücadele; istikrarı, büyümeyi ve sermaye piyasalarının derinleşmesini hedefleyen bir çizgidir. Birkaç kişinin veya şirketin manipülasyon iddiaları, bu çizgiyi toptan lekelemez. Nitekim süreç başladıktan sonra yargı devreye girmiş, SPK tasfiye kararları almış, soruşturmalar derinleşmiş ve bazı isimler görevlerinden ayrılmıştır. Hesap sorulması gereken yerde hesap sorulması, partinin değil, hukukun işidir.
Olayların zamanlaması da dikkat çekicidir. Uluslararası endeks sağlayıcıları ve finans basını, Borsa İstanbul’daki bazı işlemler, likiditesi düşük hisselerde yoğunlaşma ve koordineli hareket iddiaları konusunda daha önceden uyarılar yapmıştı. Bu uyarıların ardından fon şirketlerinin bir kısmında yaşanan likidite sorunları, yüksek getiri vaatlerinin sürdürülemezliği ve nihayetinde milyarlarca dolarlık varlıkların tasfiyesi gündeme geldi. Bloomberg, Financial Times ve Wall Street Journal gibi yayınlar, sürecin detaylarını dünyaya duyurdu. Yatırımcı güveni sarsıldı. Zaten üç yıldan beri enflasyon ve risk algısı nedeniyle bir kısmı Amerikan hisselerine, dolar bazlı varlıklara yönelen yatırımcılar, fon olaylarının ardından bu tercihi daha da hızlandırdı. Yerli piyasadan çıkış, mevduata ve dövize kayış arttı.
Burada asıl mesele, bireysel hataları genelleştirip siyasi hesaplaşmaya çevirmek değil; denetim mekanizmalarını güçlendirmek, şeffaflığı artırmak ve sermaye piyasalarının sağlıklı işleyişini yeniden tesis etmektir. AK Parti’nin yıllardır sürdürdüğü mücadele, tam da bu tür krizlerde partiyi ve ülkeyi ayakta tutan kurumsal iradeye dayanır. Bazı isimlerin bulaştığı olaylar, o iradeyi yok saymaz. Suçlular hesap versin; piyasa toparlansın; yatırımcı güveni yeniden inşa edilsin. Kolay suçlama, zor olan sorumluluktan daha cazip gelebilir. Ama Türkiye’nin ihtiyacı, ikincisidir.