“Gerek Batı gerekse Türkiye medyası ‘Türkiye nereye gidiyor?’ tartışmalarını bir kez daha alevlendi “Adeta bir ‘koroyu’ andıran bu görüş devamlı olarak Türkiye’nin demokrasiden ve Batı’dan uzaklaştığı propagandasını yapıyor. Türkiye ve Kıbrıs’ta da kendi ‘aydın’ olarak tanımlayan bazı kesimlerde bu görüşün keskin savunucusu durumunda”
“Günümüzde çökmüş devlet olarak nitelendirilen Irak ve Suriye’de konumlanan PKK’nın tüm terör faaliyetleri, maddi kaynaklarının nerden ve nasıl sağlandığı ortada iken hala daha ‘demokrasiden’ bahsetmek hiç kuşkusuz büyük bir ikilemdir. Ancak Türkiye’ye karşı uygulanan çifte standartları artık kanımsar hale getirildik”.
“Tüm bu sürecin Kıbrıs müzakerelerini olumsuz etkileyeceği görüşündeyim. Kıbrıs’ta kayıtsız şartsız antlaşma yanlılarının ve Rum Kesimi’nin en büyük yanılgısı iç sorunlarla boğuşan bir Türkiye’nin dış siyasete ve dolayısı ile Kıbrıs’a gereken ilgiyi göstermeyeceği ve böylelikle Rumların insiyatifinde bir antlaşma metninin ortaya çıkacağıdır. Ben bunun tam tersini düşünüyorum”
“Siyasi istikrarsızlık ve Türkiye’nin etrafında alevlenen güvenlik çemberi daraldıkça Türkiye askeri güvenliğine daha çok önem verecek ve bu Kıbrıs siyasetine da yansıyacaktır. Dünyada ve bölgede jeo-stratejinin gittikçe önemini artırdığı ve realist prensiplerin hüküm sürdüğü bir dönemde, enerji yollarının kesiştiği ve her gün önemi artan Kıbrıs Ada’sında Türkiye’nin köşeye sıkışacağını ve ödün vereceğini düşünmek büyük bir siyasi hatadır”
Deniz ABİDİN
Yakın Doğu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doçent Dr. Hüseyin Işıksal, Türkiye’de yaşanan son gelişmelerin Kıbrıs müzakere sürecine yansımalarını Yeni Bakış’a değerlendirdi.
“Türkiye nereye gidiyor tartışmaları alevlendi”
Hüseyin Işıksal, Gerek Batı gerekse Türkiye medyasında ‘Türkiye nereye gidiyor?’ tartışmalarının bir kez daha alevlendiğini belirtti. Işıksal, “Adeta bir ‘koroyu’ andıran bu görüş devamlı olarak Türkiye’nin demokrasiden ve Batı’dan uzaklaştığı propagandasını yapıyor. Türkiye ve Kıbrıs’ta da kendi ‘aydın’ olarak tanımlayan bazı kesimlerde bu görüşün keskin savunucusu durumunda. Bu noktada söylemek istediğim ilk şey siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler tarihinin çifte standart ve önyargıların tarihi olduğudur. Türkiye bağlamında da bu iddiamın doğruluğu her gün kanıtlanıyor. PKK terör örgütünün 2 gün önce 3 ton patlayıcı kullanarak Diyarbakır merkezinde yaptığı ve üçü emniyet görevlisi 11 kişini şehit olduğu son saldırı sonrası yaşanan gelişmeler de bunu doğrular nitelikte. Buna rağmen hala daha elmalar ile armutlar toplanmaya, Türkiye sanki normal şartlardan geçiyormuş ve normal bir coğrafyadaymış gibi eleştiriler yapılmaya devam ediliyor” dedi.
“Terör örgütlerinin amacı korku salmak”
Tüm terör örgütlerinin olduğu gibi PKK’nın da en büyük amacının halka devamlı olarak korku yaşatmak ve halkın psikolojisini bozarak amacına ulaşmak olduğuna dikkat çeken Işıksal, “Terör örgütlerine karşı da dünyanın her demokratik devleti çoğu zaman acımasız ve toleranssız karşılık vermektedir. Dünyanın en gelişmiş ülkesi kabul edilen Amerika Birleşik Devletlerin’ de bile 11 Eylül saldırıları sonrası ‘güvenlik tedbiri’ adı altında uygulamaya konulan ve bireysel hak ve özgürlükleri tamamıyla kısıtlayan pek çok uygulamaya şahit olduk.
“HDP fırsatı değerlendirmedi”
Açıklamalarında HDP milletvekilleri ve eş başkanlarının tutuklamasıyla ilgili Türkiye iç siyasetinde yaşanan gerginliğe de değinen Hüseyin Işısal, “Kendilerini kanunların bile üzerinde görüp yürütülen soruşturmalarda ifade vermeye bile gitmedikleri için haklarında gözaltı kararı verilen HDP eş başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ve diğer HDP milletvekillerinin “silahlı terör örgütüne üye olmak, yönetmek, silah sağlamak, ve örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek, operasyonlara mani olunması amacıyla vatandaşlar üzerinde baskı kurmak” gibi ciddi suçlar işlemelerini “demokrasi mücadelesi” olarak göstermek aklı başında hiç kimsenin kabul edeceği bir tutum olamaz. Yıllarca PKK terör örgütüne terör örgütleri listesine almayan AB devletlerinin “demokrasi yara aldı” “Türkiye’de iç savaş çıkabilir” “muhalefet tamamen susturulabilir” çığırtkanlığını yapıyor olması son derece beklendik ve çifte standartlı bir yaklaşımdır. PKK’yı Kürt kökenli vatandaşların iradesinin temsilcisi olarak göstermeye çalışmak ise yapılan en sık ve en büyük hatadır. PKK ve siyasi kolu durumunda olan HDP ve daha önceki ayni çizgideki partiler son genel seçim hariç girdikleri hiç bir genel seçimde 6%’nın üzerinde oy alamamıştır. Bu sonuçlar bu ve benzeri partilerin Kürt kökenli vatandaşların çoğunluğu tarafından desteklenmediğini net olarak göstermektedir. Son seçimlerde HDP’nin oylarını iki kat artırmasının temel iki sebebi; barajı aşabilmesi için Türkiye’deki entelektüel ve sol kesimler tarafından Batı’da desteklenmesi, Doğu’da ise PKK’nin yaptığı korku ve tehdit siyasetidir” dedi.
“Öncelikle demokrasi kültürü gelişmeli”
“Türkiye’de demokrasinin sağlıklı işleyebilmesi için öncelikle demokrasi kültürünün yerleşmesi gerekir” değerlendirmesinde bulunan Akademisyen Işıksal, “Silahların namlusu ve korkusu altında bu kültürün gelişmesi söz konusu değildir. Sorunun en büyük kaynağı ise 1984’den bu yana 7000’ni asker ve güvenlik görevlisi olmak üzere 45,0000 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının ölümüne neden olan PKK’dır” diye konuştu.
“Dünyanın hiçbir yerinde parlamentoya giremezler”
Işıksal sözlerini şöyle sürdürdü: “Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde terör ile bağı olan siyasi partilerin parlamentoya girme fırsatı hiçbir koşulda bulunmazken PKK ve siyasi kolu HDP, kendilerini kendi kimlikleriyle ve düşünceleriyle anlatma fırsatı buldular. Dokunulmazlık zırhı altında görüşlerini en radikal ve kışkırtıcı söylemlere kadar götürdüler. Halkı şiddet kullanmaya çağırdılar. Türkiye Kürtlere daha da genişlettirilmiş ve belki de Türk halkının büyük bir kesimi tarafından kabul edilmeyecek yeni anayasayı bile tartışmaya başlamışken HDP-PKK bunları değerlendirmek istemedi ve ısrarla sistemi işlemez hale getirilmek tercih edildi”.
“Hendek siyaseti ve terörle bir yere varacağını sandı”
Açıklamalarında 15 Temmuz darbe girişimine de değinen Hüseyin Işıksal, HDP’nin gerçek bir muhalefet partisi fırsatını yakalamasına rağmen bunu kullanamadığına işaret etti. Işısal sözlerini şöyle sürdürdü: “Dış güç bağlantılı 15 Temmuz darbe girişimi ve artan PKK ve DAEŞ terör eylemleri sonrası Türkiye’nin geri adım atacağını ve sindirileceğini sanan kesimler Olağan Üstü Hal Yönetimini (OHAL) çağırmış ve imkan vermiş oldu. Demokratik siyasetin tercih edilmediği alanlarda ne yazık ki şiddet başlar. HDP gerçek anlamda Türk siyasi hayatının gerçek bir muhalefet partisi fırsatını bulmasına rağmen bunu ısrarla kullanmak istemedi. PKK’nin silahlı mücadelesine tam destek verdi ve silah bırakmadı. Dıştan gelen pohpohlamalarla ‘hendek siyaseti’ ve terörle bir yerlere varılacağını sandı. Bütün bu yanlışlardan dönülmedi ve daha ötesinde HDP yanlış yaptığını kabul bile etmedi, kendini sorgulamadı. Türkiye’de her gün PKK terörü yüzünden pek çok kişi şehit olurken bir kere bile hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dilemedi. Bugün yaşanan tablo maalesef HDP’nin yanlış tercihlerinin ve siyasi olarak kalmak istememesinin bu acı gerçeğin bir sonucudur. Dolayısıyla ortaya çıkan tablodan PKK ve HDP sorumludur. Dıştan destekli koronun PKK ve HDP’in suçunu AKP’ye yıkarak kendilerini demokrasi elçisi olarak sunmaları kanaatimce oldukça trajik bir durumdur”.
Türkiye’nin zorlu bir dönemden geçtiğinin ortada olduğuna vurgu yapan Hüseyin Işısal, “Son tutuklamalardan sonra HDP-PKK ve dış güçlerin Türkiye ekonomisini baltalama ve şiddet tehditleri oldukça dikkat çekici. Bunlar tüm yaşananların demokrasi ile ilgili olmadığını arka planda çok daha farklı şeylerin mutfakta piştiğini bize gösteriyor. Türkiye’nin yaşadığı acı dolu süreçlerden, Türkiye devleti ve halkının yaşanan tüm zorlu süreçlere rağmen yıkılmadığını ve Türkiye’deki Kürtlerin yavaş da olsa istedikleri siyasi hakları elde etmeye başlamasından PKK ve HDP’nin hiç ders çıkarmamış olması zaten esas amacın demokrasi ve özgürlükler olmadığını çok net ortaya koyuyor” dedi.
“Türkiye’nin istikrarsızlaşması Kıbrıs’ı etkiler”
Açıklamalarının sonunda Türkiye’de yaşanan sürecin Kıbrıs müzakere sürecine etkilerini de değerlendiren Işısal, bu sürecin müzakereleri etkileyeceğini belitti.
Işısal sözlerini şöyle tamamladı: “Tüm bu sürecin Kıbrıs müzakerelerini olumsuz etkileyeceği görüşündeyim. Kıbrıs’ta kayıtsız şartsız antlaşma yanlılarının ve Rum Kesimi’nin en büyük yanılgısı iç sorunlarla boğuşan bir Türkiye’nin dış siyasete ve dolayısı ile Kıbrıs’a gereken ilgiyi göstermeyeceği ve böylelikle Rumların insiyatifinde bir antlaşma metninin ortaya çıkacağıdır. Ben bunun tam tersini düşünüyorum. Siyasi istikrarsızlık ve Türkiye’nin etrafında alevlenen güvenlik çemberi daraldıkça Türkiye askeri güvenliğine daha çok önem verecek ve bu Kıbrıs siyasetine da yansıyacaktır. Dünyada ve bölgede jeo-stratejinin gittikçe önemini artırdığı ve realist prensiplerin hüküm sürdüğü bir dönemde, enerji yollarının kesiştiği ve her gün önemi artan Kıbrıs Ada’sında Türkiye’nin köşeye sıkışacağını ve ödün vereceğini düşünmek büyük bir siyasi hatadır. Kıbrıs’ta Türkiye’nin de desteklediği adil ve kalıcı bir çözüm gerçekten isteniyorsa bunun Türkiye’deki siyasi istikrardan geçtiği tüm taraflar tarafından bilinmelidir”.