

Türkiye’de okullarda peş peşe meydana gelen silahlı saldırılar, çocuk ve gençlerde artan şiddet eğilimini yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlar, bu tür davranışların tek bir nedene bağlanamayacağını ancak dijital içeriklerin ve aile yapısının önemli rol oynadığını vurguluyor.
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Dijital Yaşam Enstitüsü Başkanı, Dijital Bağımlılıkla Mücadele Derneği Başkanı ve Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuncay Dilci, çocuklarda görülen davranış bozukluklarının çoğunlukla öğrenilmiş davranışlar olduğuna dikkat çekti. Uzman isim, bu durumun travmalar, stres, aile içi ilişkiler ve sosyal çevre gibi birçok faktörün birleşimiyle ortaya çıktığı belirtti.
Oyun bağımlılığının yanı sıra dizi sektörünün de olumsuz rol model olduğunu ifade eden Prof. Dr. Dilci, “Türkiye’deki diziler maalesef ciddi bir rol model haline dönüşmüş durumda. Şiddet normalleştirilirken bu çocukların beğendikleri aktörleri, artistleri ve figürleri o dizi içerisindeki bir takım şiddet eylemlerinde rol transferi yoluyla alabilmektedirler. Aileler bu konuda daha ilgili olmalı ve hangi diziyi, hangi içeriği ne derece izlediğine dair daha etkin bir takip içerisinde olmalı” diye konuştu.

Evinde silah bulunduran polis ve asker ebeveynleri uyaran Dilci, “Bildiğini üzere dijital oyunlar hep silah odaklı. Silah odaklı olduğu için çocuklarda silaha erişmek için çevresinde ne var ne yok kontrol edebilmekte. Ailede asker, polis, emniyet kökenli veya herhangi bir güvenlik çalışanı söz konusuysa silahlarıyla çocukların kurabileceği temaslarda dikkat etmeleri gerekiyor. Bunun yanı sıra çevreden edinme konusu da gündeme geliyor. Ama Türkiye’de yaygın olan bir şey değil. Türkiye’de daha çok duygusal problemlere bağlı öfke patlamaları ve travmatolojik olaylar sonunda sürdürülen stres bozukluğuna bağlı öfkelenmeler söz konusu” dedi.
“Özellikle intikam duygusuna dikkat çekmek istiyorum” diyen uzman isim, şu ifadeleri kullandı:
“Aile içi şiddet uygulaması veya kaotik aile ortamında da bu tür sorunları görebiliyoruz. Özellikle aile içerisinde yeterince sevgi, ilgi görememiş, toplumsal anlamda arkadaşları ve akranları arasında yeterince saygı görememiş, izole, yaşam süren gençlerimizde daha çok bu tür öfke patlamaları olabilmekte. Dolayısıyla ailelerimizin sorumlu davranması, akran içerisindeki rol ve paylaşımlarına dönük çocuklarımızı takip etmemiz gerekiyor.”
Çocukların günlük hayattaki söylemlerin şiddet eğiliminin belirtisi olabileceğini ifade eden Dilci, “Şu anki dijital oyunlarda başkalarına karşı şiddet eğiliminin normalleştiğini de söyleyebiliriz. Yapılan bilimsel çalışmalarda özellikle olumsuz davranışların yüzde 70 oranında öğrenilmiş davranışlar olduğunu söyleyebiliriz. Çocuklarımızın şiddet haritalarının çıkarılması, bu şiddet eğilimlerinin olması durumunda ne tür önlemler alınacağına dair okul programlarının oluşturulması çok önemli. Yine ailelerin bu konuda uyarılarak okul, aile iş birliğinde sürdürülmesi gerekir. Şiddetle ilgili ‘herkesten nefret ediyorum, herkesin canıma kıymak istiyorum, etrafımdaki herkesi öldürmek istiyorum’ gibi söz ve eylemleri çok sık kullanan çocuklarda bu tür davranışları gözlemleyebiliriz. Bununla beraber bazı çocuklardaki işaretler, doneler de ileride bunun olacağını gösterebilir” ifadelerine yer verdi.

Konuya ilişkin alınabilecek önlemleri aktaran Dilci, açıklamalarına şu ifadelerle son verdi:
“Ailelerin, çocukların bütüncül yetişmesine fırsat verecek ortamlar hazırlamaları gerekir. Sonuç olarak bu bir davranışsal kodlama ve öğrenme şeklinde ortaya çıkan bir sorun. Bu anlamda medya içerik üreticilerine, şiddet içerikli oyun, dizi, film karakterlerine dikkat edilmesi gerekir. Bunun bir devlet politikası haline dönüştürülmesi gerekir.
Yapıcı, insani ve insancıl olayların örneklerinin çoğaltılması gerekir. Tüm okulların davranışsal risk haritasının çıkarılması gerekmektedir. Ailelerimizin evde silah, bıçak vb. aletler konusunda dikkat etmeleri gerekir. Yine yangın ve patlayıcı maddeler üretme, türetme gibi çocukların meraklı olduğu konular vardır.
Ergenlik dönemindeki çocukların özellikle duygu durum eşiğine dikkat etmek gerekir. Duygularını yönetme becerisi, sosyal uyum becerisi ahlaki ve diğer toplumsal değerleri içselleştirme, sorumluluk bilinci gibi birçok yönden kurallara tabi tutulması gerekir ve ailelerin de bu sorumluluk için elini taşın altına koyması gerekir diye düşünüyorum.”
yenibakış gazetesi-kktc son dakika