Sosyal Hizmet Uzmanı Barış Başel: Mağdur olan kayıt dışı çalışanlar değil, iş yerleri ve iş insanlarını haraca kesen, çalışma ofisi adı altında ne olduğu bilinmeyen ‘ağır abicilik’ oynayan çıkar gruplarının mekan ve ofisleri denetlenmeli
Uzman Psikolog Şerife Çelik: Kendi ait olduğu köklerinden bir başka kültüre, bir başka ülke bayrağının altına girme ve farklı bir toplumsal yapıya girme bireylerde beraberinde bir karmaşa ve çatışmayı getiriyor. Toplumda uyum süreci yaşanıyor
Sosyolog Nihal Salman: Toplumsal sorunlar, suç oranları ya da kaosların çözümlenmesinde sadece kolluk kuvvetleri ya da yasal zemin değil aynı zamanda uzmanlardan oluşan kadrolarla sosyal boyutlar da incelenmeli. Sınır dışı etmek çözüm değil
Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Genel Koordinatörü Hürrem Tulga: Öğrenci statüsü adı altında KKTC’ye ucuz işgücü kanalize ediliyor. Sömürü düzeni yaratıldı. Bu durum vahşi kapitalizmden daha da öte insan kaçakçılığına ve kara bir trafiğe sebep oluyor
Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Münür Rahvancıoğlu: Çalışma izni çıkarılacak diye çalışanlardan para alınması, öğrencileri kayıt dışı yaşama çekme adına organize olan mafya gruplar var. İnsan ticaretine kadar varan bu mafyalaşma biliniyor ve siyasilerle iş birliği yapılıyor
İnşaat Taşeronları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Talat Özakan: İnşaat sektöründe çalıştırılan ucuz iş gücünün yüzde 75’i kayıt dışı. Bin-bin 200 TL gibi çok düşük maaşlarla borçlandırılarak çalıştırılıyorlar
Özlem ÇİMENDAL
Ülkenin adeta kangrenleşen sorunu “kayıt dışı” yaşam ve kayıt dışı iş yaşamının “kaçak” şeklinde lanse edilmesinin yanlışlığına dikkat çeken uzmanlar, yaşanan sorunların çözümü için artık odak noktasının değiştirilerek, sorunun kaynağı olan bataklıkların kurutulması gerektiğini dile getirdiler.
Kayıt dışı yaşam ve emek sömürüsünün insan ticareti boyutuna ulaştığına ve ciddi anlamda trajedi yaşandığına da dikkat çeken uzmanlar, asıl suçluların yapılan denetimlerle sınır dışı edilen bireyler değil, ülkeye ucuz işgücü kapsamında insan ticareti altında emek sömürüsü maksatlı nüfus kanalize eden kurum veya kişiler ve buna göz yuman devlet olduğunu savundular.
Yaşanan sorunların toplumsal ve sosyal boyutlarını da değerlendiren uzmanlar, göçmenlik ve muhaceret yasalarının da acilen revize edilmesi gerektiğini söylediler.
Göç eden bireylerin toplumsal uyum sürecinden, aidiyet duygusu ve farklı bir kültüre adapte olma süreci ile ilgili ciddi bir çalışma sürecinin de başlatılması gerektiğine vurgu yaptılar.
Sosyal Hizmet Uzmanı Barış Başel ne dedi?
Sosyal Hizmet Uzmanı Barış Başel, bir toplumda veya ülkede suçu önleme politikasının kolluk kuvvetler aracılığı ile baskıcı ve terörle mücadele eder şekilde sert ve katı şekilde askeri üniformalar giymiş kolluk güçleri ve silahlarla yapmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı. Başel, “Bu kesinlikle suç önleme politikası olamaz” dedi.
“Mağdur olan kayıt dışı çalışanlar değil, iş yerleri ve iş insanlarını haraca kesen, çalışma ofisi adı altında ne olduğu bilinmeyen ‘ağır abicilik’ oynayan çıkar gruplarının mekan ve ofisleri denetlenmeli”
Başel, ülkedeki kontrolsüz nüfus üzerinden yapılan eleştirilere paralel olarak kayıt dışı yaşam ve kayıt dışı iş yaşamının denetlenmesinin madalyonun diğer yüzündeki mağdur taraflardan değil, iş yerleri ve iş insanlarını haraca kesen, çalışma ofisi adı altında ne olduğu bilinmeyen “ağır abicilik” oynayan çıkar gruplarının mekan ve ofislerinin denetlenmesi ile gerçekleştirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Başel, “Polis bu bahsettiğimiz yerleri bassın, gece kulüplerini bassın oradaki müşteri potansiyellerinin üzerinde arama yapsın. Mazlumlarla uğraşmayalım bu şekilde. Burada ciddi bir emek sömürüsü var” dedi.
“Öğrenci diye getirdik taş ocaklarında çalıştırdık, Pakistan’dan getirdik günde 14 saat çalıştırdık”
Kayıt dışılıkla mücadele kapsamında yapılan sözde denetimlerin yapılış şeklinin yanlışlığının altını çizen Başel, “Yeni mazlumlar yaratmayalım” ifadelerini kullandı. Başel şöyle konuştu: “Biz bu insanları emek sömürüsü altında bu ülkeye getirdik. Çok olumsuz yaşam koşullarında yaşayanlar var.
Öğrenci diye getirdik taş ocaklarında çalıştırmaya başladık, Pakistan’dan getirdik günde 14 saat çalıştırdık.”
“Neden buna sebebiyet verenler deşifre edilmiyor? Kim bu emek sömürüsüne dahil ediyor bu insanları?”
Kontrolsüz nüfus ve “kaçak” sıfatı adı altında kolluk kuvvetleri tarafından gayriinsani şekilde gözaltına alınan ve sınır dışı edilen bireylerin ülkede hangi şartlarda yaşadığının ya da hangi zorluklarla mücadele ettiklerinin arkasında yatanlarla kimsenin ilgilenmediğinin olayın diğer yüzünün ele alınmadığının altını çizen Başel, “Bu insanların kaçak diye adlandırılması çok yanlış. Neden buna sebebiyet veren iş insanları, patronlar ortaya çıkarılarak deşifre edilmiyor, biz de bilelim bu emek sömürüsüne kim dahil ediyor bu insanları” diye konuştu.
Girişte denetlemiyor, uzun yıllar sonra toplayıp sınır dışı ediyoruz
Kayıt dışılıkla veya kontrolsüz nüfus kanalizesiyle mücadelenin en başta ülkeye girişlerde başlatılması gerektiğini ifade eden Başel, bunun yapılmadığı KKTC’de insanların uzun yıllar adada kalmasına olanak tanıyan sistem düzeltilmeden insanların kaçak adı altında toplanarak sınır dışı edilmelerinin trajik olduğunu ifade etti. Başel, “Neden en başta ülkeye girişte sormuyoruz biz bu insanlara nereye geldiklerini, nerede kalacaklarını bu ülkede ne yapacaklarını? Sonra da uzun yıllar adada yaşam sürdürdükten sonra kaçak adı altında toplayarak sınır dışı ediyoruz. Bu bir hak ihlalidir” dedi.
“Bu insanlar öldürüldü mü? Bizim ülkemizde o derece mi korkunç seviyede bir insan ticareti var?”
Geçmişte kayıt dışı çalışan yabancı uyruklu birkaç bireyin esrarengiz şekilde ortadan kaybolduğunu da hatırlatan Başel, “Bu insanlara ne oldu? Bu insanlar öldürüldü mü? Yaşıyor mu? Emekleri mi sömürüldü? Bizim ülkemizde o derece mi korkunç seviyede bir insan ticareti var?” diye sordu.
Göçmenlik ve Muhaceret Yasaları acilen değiştirilmeli
KKTC’nin göçmenlik ya da muhaceret yasasının en kısa sürede değiştirilmesi gerektiğine de dikkat çeken Başel, ülkeye göçmen, turist ya da işçi statüsünde gelecek olan kişilerin ülkeye giriş kriterlerinin sağlıklı belirlenmesi gerektiğini dile getirdi. Başel, ülkeye işçi statüsünde ya da diğer statülerde giren yabancıların da KKTC devleti tarafından koruma altına alınması gerektiğini de ifade etti.
“Ezilenin yanında mıyız yoksa güçlü olanı mı koruyoruz buna karar verelim. Kaplan terbiyeciliği yaparak suçu önleyemeyiz. Suçun yuvalarını, kimler olduğunu biliyoruz ve oralara müdahale etmeliyiz”
Geçtiğimiz günlerde polis operasyonunda dizlerinin üzerine çökmüş elleri havada fotoğraflanan kişinin yaşadığı travmaya da dikkat çeken Başel, “Bu kişi şiddeti o kadar içselleştirmiş ki kendi ülkesinde, üniformalı birini görünce paniğe kapıldı ve kriz yaşadı. Çünkü geldiği ülkede bu görünümde olan kişiler çekip birbirlerine ateş açabiliyorlar. Bu görüntüler bize hiç yakışmadı. Biz mazlumun, ezilenin yanında mıyız yoksa güçlü olanı mı koruyoruz buna karar verelim. Kaplan terbiyeciliği yaparak suçu önleyemeyiz. Suçun yuvalarını, kimler olduğunu biliyoruz ve oralara müdahale etmeliyiz” dedi.
“ILO sözleşmesini açıp bir kere okusunlar”
KKTC’nin Uluslararası Çalışma Örgütü yani ILO sözleşmesini imzaladığını da hatırlatan Başel, “Lütfen bizim yetkililerimiz bu sözleşmeyi açıp bir okusunlar. Biz kabul ettik bunu ama bu sözleşme neye yarar diye bir baksınlar” dedi.
Uzman Psikolog Şerife Çelik ne dedi?
Uzman Psikolog Şerife Çelik ise, bireylerin siyasal, toplumsal ve ekonomik nedenlerden dolayı göç yolunu seçtiğini ifade etti. Çelik, toplumsal nedenlerin içerisinde eğitimin de sayılabileceğini kaydetti. Çelik, KKTC’de hem dışarıdan içeriye hem de içeriden dışarıya olan göç dalgasının eğitim temelli gerçekleştiğini söyledi.
“Ekonomik açıdan göç yolunu seçen birçok birey oluyor”
Son 10 yıldır KKTC ekonomisinin sağlıklı bir yükseliş göstermemesinin de bireylerin yaşam şartları ve refah düzeylerindeki bozulmalara paralel olarak göç nedenleri arasında gösterebileceğine de işaret eden Çelik, “Ekonomik açıdan göç yolunu seçen birçok birey oluyor” dedi.
Toplumda uyum sorunu önemli
Kendi ait olduğu köklerinden bir başka kültüre, bir başka ülke bayrağının altına gitme ve farklı bir toplumsal yapıya girmenin bireylerde beraberinde bir karmaşayı da getirdiğinin altını çizen Çelik, bunun da toplumda uyum sorununun yaşanmasına neden olduğunu söyledi.
Aidiyet duygusu bocalamayı ve ciddi etkileri doğuruyor
Göç etmiş bireylerin çoğunda görülebilmesi oldukça yüksek olan diğer bir önemli sorunun da aidiyet duygusu olduğunun altını çizen Çelik, bu aidiyet kavramının birey üzerinde olumlu veya olumsuz çok ciddi etkileri ve çatışmaları da beraberinde getirebileceğine dikkat çekti. Göç etmiş bireylerin çoğunda görülebilmesi oldukça yüksek olan diğer bir önemli sorunun da aidiyet duygusu olduğunun altını çizen Çelik, bu aidiyet kavramının birey üzerinde olumlu veya olumsuz çok ciddi etkileri de beraberinde getirebileceğine dikkat çekti. Çelik şöyle konuştu: “Bireyde aidiyet duygusu çok önemli bir kavramdır. Göç etmiş kişilerde genelde bu aidiyet duygusunda bir bocalama yaşanır. Bu bireyler çoğu zaman kendilerinin nereye ait olduklarını çözümleyememektedir ve beraberinde birçok çatışma yaşamaya başlamaktadır. Bu da bireyin karakteri ve özgüveni için çok önemli bir etkendir. Kökleri farklı bir kültür ve dile ait olan bireyin doğduğu-büyüdüğü başka farklı bir kültür ve dil içerisinde kimlik bunalımı yaşaması olağandır. Kendisine ‘ben Türk müyüm İngiliz miyim, ya da ben Türk müyüm, Fransız mıyım?’ diye sormaları da kaçınılmaz olabiliyor zaman zaman.”
Ciddi önlem çalışmaları yapılmalı
KKTC’de içeriden dışarıya olan beyin göçünün üzücü boyutlara ulaşmasına da değinen Çelik, aynı oranda dışarıdan içeriye olan yoğun göçün de ülke toplumsal yapısında farklılaşma, dönüşüm ve değişime neden olduğuna işaret etti. Her iki şekildeki göçün yüksek boyutlarda olduğuna değinen Çelik, bu yapıdaki göçün olumlu değil, aksine önüne geçilmesi gereken bir durumu doğurduğunu da hatırlattı.
Sosyolog Nihal Salman ne dedi?
Göç ve uyum sorunu kavramlarının çok yönlü değerlendirilebileceğini ifade eden Sosyolog Nihal Salman da, beyin göçü ile ucuz iş göçü arasındaki uyum sorunları ve aidiyet kavramlarının farklı yaşandığını kaydetti. Salman, beyin göçü çerçevesinde ele alınan bireylerin daha iyi şartlar sunulan ülkelere göçlerinde daha kolay adapte olabilirken, ucuz iş göçü kapsamında göç eden bireylerin ise daha zor adapte olabildiklerini ifade etti.
Göç edilen ülkeye adapte sorunu yaşanıyor
Salman, KKTC’den yurt dışına ya da yurt dışından KKTC’ye olan göçlerin bazı yönleri ile birbirlerine benzediğini de dile getirdi. KKTC’den İngiltere’ye göçerek 20 yıl İngiltere’de kalan ancak çalışma yaşamına dahil olmamasının da rahatlığı ile İngilizce öğrenmeyen ve göç ettiği ülke vatandaşları ile kaynaşmayan, aksine kendi topraklarından olan küçük gruplar ile yaşamını sürdüren bireyler ile yurt dışından KKTC’ye gelen 3. dünya ülkesi vatandaşlarının da kendi aralarında oluşturdukları kısıtlı grupları ile sosyal-ekonomik etkileşime geçerek KKTC toplumundan kendilerini soyutlamalarının aynı düzlemde değerlendirilebileceğini dile getirdi. Bunun beraberinde aidiyet sorunu da doğurduğunu ifade eden Salman, bunun da bireyde bir bocalama ve nereye ait olduğunu bilememe sorunsalına neden olduğunu kaydetti.
Ülkelerin göç kabul kriterleri önemli
Sanayi toplumundan sonra her zaman var olan ve bugün hala ekonomik refah seviyesi olarak daha iyi şartlarda görülen ülkelere göç şeklinin yaşandığını hatırlatan Salman, ucuz iş gücü anlamında yaşanan göçlerin normal ancak toplumsal yapı içerisinde ciddi sorunlara neden olabilecek kriterlerin olmamasının ise normal sayılamayacak bir işleyiş olduğunu ifade etti.
Uyumsuzluk süreci sorunları, hükümetlerce önceden alınan önlemlerle çözülmeli
Salman, bir ülke toplumunda göçten kaynaklı yaşanan uyumsuzluk sorununun hükümetlerce alınacak olan önlemler ve ülkeye kabulde toplumsal ve kültürel ölçüt kriterlerinin bireylere uygulanması ile aşılabileceğine de dikkat çekti.
Toplumdaki uyumsuzluk sorununun birçok nedeni olabileceği gibi çözüm yollarının da birçok farklı yöntemle ele alınabileceğine de dikkat çeken Salman, gerekli politikaların üretilerek acilen hayata sokulmasının kaçınılmaz olduğunu söyledi.
Sadece kolluk kuvvetleri değil, sosyal toplumsal anlamda uzmanlar da devreye girmeli
KKTC hükümetinin sosyal devlet olma anlamında üzerine düşeni sağlıklı şekilde yerine getiremediğine de dikkat çeken Salman, toplumsal sorunlar, suç oranları ya da kaosların çözümlenmesinde sadece kolluk kuvvetleri ya da yasal zeminin değil aynı zamanda uzmanlardan oluşan kadrolarla sosyal boyutunun da incelenmesinin oldukça önemli olduğunu söyledi.
Salman, KKTC’de herhangi bir istatistiksel veri olmadığı için sosyal ya da toplumsal sorunlara müdahalenin ne şekilde hangi birimle müdahale edileceğinin de bilinmediğini ifade etti.
Sınır dışı etmek çözüm değil
Toplumsal sorunların ya da sosyal uyumsuzluk süreçlerinin bireyleri yakalayarak sınır dışı etme ile çözümlenemeyeceğine dikkat çeken Salman, sorunun asıl kaynağına inilerek, ülke kabulünde gerekli tedbirlerin alınması ve toplum yapısının iyi analiz edilerek, ülkeye entegre olmaya çalışan bireylerin yaşadığı sorunların tespiti ile sorunlara müdahale edilmesinin yolunun açılmasının gerektiğini kaydetti.
İŞ YAŞAMINDAKİ İLGİLİ ÇEVRELER NE DEDİ?
Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Genel Koordinatörü Hürrem Tulga ne dedi?
Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Genel Koordinatörü Hürrem Tulga ise, okula olan borçlarından dolayı ülkeden çıkış yapamayan veya üniversitelerle bağlantılı danışmanlık şirketleri tarafından kandırılarak adaya öğrenci statüsü altında getirilen insanların günün sonunda kaçak duruma düşerek tam bir insanlık trajedisi yaşadığını vurguladı.
“Öğrenci adı altında ucuz iş gücü sağlanıyor”
Yaşadığı yerden memnun olmayan, çalışma amacı ile alternatifler arayan özellikle genç bir kitlenin hiçbir öğrenci ve üniversite kriteri göz önünde bulundurulmadan öğrenci statüsü adı altında KKTC’ye ucuz işgücü amacı ile kaydırıldığına dikkat çeken Tulga, müthiş bir sömürü düzeni yaratıldığının altını çizdi.
Güç odakları insan kaçakçılığı yapıyor
KKTC’nin üniversiteleşme anlamında dünya birincisi olduğuna da vurgu yapan Tulga, eğitim kalitesi anlamında ise dünya sonuncusu olduğuna dikkat çekti. Tulga, “Bunlar cesaretle dillendirilemiyor. Üniversiteler ülkede ciddi anlamda bir güç odağı konumuna geçti. Bu durum vahşi kapitalizmden daha da öte insan kaçakçılığına ve kara bir trafiğe sebep oluyor” diye konuştu
Danışmanlık şirketleri öğrenci statüsü adı altında, iş vaadiyle kandırıyor
Çoğu üniversitelerle bir şekilde bağlantılı olan danışmanlık şirketlerinin KKTC’ye öğrenci adı altında bir nüfusu kanalize ettiğine dikkat çeken Tulga, “İş vaadiyle insanları bir şekilde adaya getiriyorlar” dedi. Ucuz iş gücü potansiyeli amacı ile adaya getirilen kişilerin ilk etapta herhangi bir üniversiteye kaydının yapıldığına işaret eden Tulga, “Daha sonra bu insanların ne olduğu, ne yaptığı, nerede kaldığı belli değil” diye konuştu. Bu konuda hükümet tarafından bir çalışma başlatıldığını da hatırlatarak, bu sistemin yeterli olmamakla birlikte işleyişinin de önümüzdeki süreçte görüleceğini söyledi. Öğrencilerin birçok vaatle kandırılarak adaya getirildiğini söyleyen Tulga, KKTC’de bir üniversite dışında diğer üniversitelerde öğrenci kabul kriterlerinin bulunmadığını da sözlerine ekledi.
İnşaat Taşeronları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Talat Özakan ne dedi?
İnşaat Taşeronları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Talat Özakan da, ülkeye ucuz işgücü kanalize eden aracı şirketlerin varlığına da dikkat çekerek, üçüncü dünya ülkesi ve yabancı iş gücü noktasında ciddi bir insan ticareti olduğu vurguladı.
“Aracılar insan ticareti yapıyor”
ucuz iş gücü olarak ülkeye getirilen kişilere bin TL-bin 200 TL gibi çok düşük maaşlar verilerek ve sosyal güvencesiz çalıştırıldıklarını ifade etti. Birçoğunun ülkeye getirilme karşılığında borçlandırıldığına da vurgu yapan Özakan, bu kişilerin kendilerini ülkeye getiren aracılara 2-3 yıl borçlu şekilde çalıştırıldığını da söyledi.
“İnşaatta çalışanların yüzde 75’i kaçak”
İnşaat sektöründe çalıştırılan ucuz iş gücünün yüzde 75’inin kayıt dışı çalıştırıldığını savunan Özakan, aynı şekilde ülkedeki yapılaşmanın da büyük bir çoğunluğunun kaçak başlatıldığı ve gerekli prosedürlere göre uygulama yapılmadığına dikkat çekti.
Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Münür Rahvancıoğlu ne dedi?
Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Münür Rahvancıoğlu da, kayıt dışı çalıştırma, yatırımları asgari ücretten gösterme ve asgari ücretin altında bir ücrete çalıştırma modelinin; işverenin 3. dünya ülkesinden getirilen ucuz işgücü için ödemesi gereken teminatı, çalışmaya gelen kişileri borçlandırarak alan ve bir nevi dolandırıcılık ve insan ticareti yapan iş yaşamı modelinin yanında masum kaldığını vurguladı.
“İnsan ticaretine kadar varan bu mafyalaşma biliniyor”
Ucuz işgücü ve kayıt dışılıkta mafya yapılaşmasının da olduğuna dikkat çeken Rahvancıoğlu, “İşçilerin sırtından para kazanan bir yapı söz konusudur. Çalışma izni çıkarılacak diye çalışanlardan para alınması, öğrencileri kayıt dışı yaşama çekme adına organize olan mafya gruplar var. İnsan ticaretine kadar varan bu mafyalaşma biliniyor” dedi.
“Kayıt dışılık halkta oluşturulan yabancı düşmanlığı ile besleniyor”
Ülkede kayıt dışılığın ve kaçak yaşamın birilerine kazanç ve kar sağladığı için uygulanmaya devam edildiği ve önüne geçilmediğinin altını çizen Rahvancıoğlu, halkta oluşturulan yabancı düşmanlığı ile de beslenerek, hedefin sermaye değil de çalışan ucuz işgücü olması noktasına taşındığını dile getirdi.
Siyasiler de işin içinde
Bu sistemden para kazanan kişilerin siyasiler ile de ilişki içerisinde olduğuna vurgu yapan Rahvancıoğlu, “Birilerinin canı yanmadan bu sorun çözülemez” ifadelerini kullandı. Kayıt dışılık ve kaçak iş yaşamı konularında madalyonun hep tek yüzüne bakıldığına dikkat çeken Rahvancıoğlu, kayıt dışı çalışanların ve kaçak yaşamın kınanması eğilimi yerine, ucuz iş gücü sektörü üzerinden para kazanan ve kar elde eden sistemi engellemeye yönelik adımlar atılması gerektiğini kaydetti.
Rahvancıoğlu, “Bu sistem ya ikna etme ya da zorlama ile vaz geçirilmezse, ucuz iş gücü olarak ve kayıt dışı çalışan insanlar her zaman var olacak.
Türkmenistan, Pakistan, Nijerya ve Türkiye gibi dünyada daha yoksul yaşayan daha az paraya tamah edecek ülkelerden ya da öğrenci statüsü adı altında ülkemize kanalize edilen ve ülkemizde çalışan ailesinin yanına gelerek ek gelir maksatlı çalışma eğiliminde olan ucuz iş gücü daimi surette temin edilebiliyor” ifadelerini kullandı.
“Kayıt dışı yaşama çekmek için organize olan mafya grupları var”
Ucuz işgücü ve kayıt dışılıkta mafya yapılaşmasının da olduğuna dikkat çeken Rahvancıoğlu, “İşçilerin sırtından para kazanan bir yapı söz konusudur.
Çalışma izni çıkarılacak diye çalışanlardan para alınması, öğrencileri kayıt dışı yaşama çekme adına organize olan mafya grupları var. İnsan ticaretine kadar varan bu mafyalaşma biliniyor. Bunların üzerine kararlı bir şekilde gidildiği takdirde yerleri, yurtları belli olduğu için bu sorunun köküne inilerek, ortadan kaldırılabilir” dedi. Kayıt dışı çalışmak istemeyenleri dahi, kayıt dışı çalışmaya zorlayan mekanizma yaratıldığını da savunan Rahvancıoğlu, bu sistem sonlandırılmadığı sürece kayıt dışı çalışmaya zorlanılmaya devam edileceğini ve sistemin kayıt dışılığı besleyen bir sistem olmaya devam edeceğini ifade etti.
“Siz panik yaparsınız, onlar çözüm olarak kolluk güçlerini ve gözetim toplumunu önünüze sürer”
Rahvancıoğlu, “Bu tip olaylar sızlanmayla çözülmez. Sızlanma düzeyinde eleştiri sadece ve sadece polis devleti, gözetim toplumu pratiklerine mazeret olarak kullanılır.
Hatta çoğu zaman gerici iktidarlar, baskıyı arttırmak için; bu gibi vakaları ya organize eder, ya göz yumarak cesaretlendirir ya da medya yolu ile abartır veya şişirir. Kısacası siz panik yaparsınız, onlar çözüm olarak kolluk güçlerini ve gözetim toplumunu önünüze sürer” dedi.
“Sözüm demokratik kamuoyuna. Yoksa ırkçı düşüncelerini ‘Kıbrıslıların varoluşu’ kılıfına saklayarak, tüm derdi TC’li, Afrikalı vb. yabancılara eziyet etmek olan sözde gazeteciler, sözde sendika başkanları, sözde milletvekilleri, sözde kanaat önderlerine değil”
Rahvancıoğlu şöyle konuştu: “En sonunda da güvenlik için özgürlükten vazgeçmiş bulursunuz kendinizi.
Ve bu işler her zaman yabancıdan, azınlıktan, kadından, renkliden, Yahudiden başlar; muhalife, demokrata, solcuya, komüniste varır. Ülkedeki güvenlik zafiyetini siyasal bir mesele olarak görüp; girişlerin denetimi, kerhanelerin-kumarhanelerin kapatılması, polisin demokratikleştirilmesi zemininde tartışmazsanız ne olur?
Mobese’yi onaylar, sokaklarda gariban işçi ve yabancı öğrenci avlayan robocopları alkışlarken bulursunuz kendinizi. Sözüm demokratik kamuoyuna. Yoksa ırkçı düşüncelerini “Kıbrıslıların varoluşu” kılıfına saklayarak, tüm derdi TC’li, Afrikalı vb. yabancılara eziyet etmek olan sözde gazeteciler, sözde sendika başkanları, sözde milletvekilleri, sözde kanaat önderlerine değil. Onlar her dönem kendilerine sığınacak bir bakan gölgesi, saklanacak bir uluslararası hami bulurlar. Ama faşizm emeği ile yaşayan insanların kanıyla beslenir. Yani bizim… Onun için sokaktaki silahlı polisi alkışlamadan önce iyice düşün canım kardeşim.”