

Erhan Arıklı, gemi faciası sonrası bakanlıktan alındı, partisi hükümetten çekildi. Aralık seçimlerine doğru mesafe açıldıkça söylemi de sertleşiyor. Son çıkışı bu tablonun tipik bir örneği.
YDP lideri, “Her yıl Türkiye’den 20-25 milyar lira yardım alıyoruz. İçim acıyor. Anavatan Türkiye, Diyarbakır’da, İstanbul’da, Ankara’da çöplüklerden ekmek toplayan insanların nafakasından kesecek, buraya gönderecek ki Kıbrıs Türk halkı mutlu, huzurlu yaşasın. Biz de bunu hoyratça kullanıp Lale Devri’ni sürdüreceğiz, sonra Türkiye’ye nankörlük edeceğiz” diye konuştu.
Cümleler iki yönlü bir indirgeme içeriyor. Bir tarafta Türkiye’nin ekonomik sıkıntısı, çöpten ekmek toplayan insan görüntüleriyle özetleniyor. Diğer tarafta KKTC halkı, Türkiye’nin kesesinden beslenen, nankör ve lüks içinde yaşayan bir topluluk gibi resmediliyor. Ne Türkiye’nin yoksulluğu bu kadar tek tip ve görünür, ne de KKTC’de hayat “bir eli yağda, bir eli balda” geçiyor. Her iki tarafta da emekli maaşıyla ayı çıkaramayan, kira derdine düşen, hayat pahalılığından ezilen insanlar var. Türkiye’de çöpten ekmek toplayan varsa, KKTC’de de asgari ücretle geçinemeyen, Güney’e alışverişe giden, borç yükü altında ezilen binlerce insan var.
Asıl sorun, Arıklı’nın kendi geçmişiyle kurduğu ilişki. Yıllarca Türkiye kaynaklı projeleri (Ercan, çevre yolu, altyapı yatırımları) kendi döneminin başarısı gibi anlatan, “5 yıl verin, kendi ayaklarımız üzerinde dururuz” diyen bir siyasetçi, şimdi aynı kaynakların “aç insanların nafakasından kesildiğini” söyleyerek hem Türkiye’yi hem KKTC’yi aşağılayıcı bir çerçeveye oturtuyor. Türkiye’deki yoksulluğu örnek gösterirken kendi yönettiği dönemde büyüyen kamu maaş yükünü, bütçe açıklarını ve borçlanmayı da konuşmak gerekir. “Biz suçluyuz, maaşları 12 katına çıkardık” demek başka; bugün Türkiye’nin kesesinden yiyen bir toplum imajı çizmek başka.
Bu tür çıkışlar, kaybettikçe dozunu artırmanın tipik işaretidir. Siyasi meşruiyeti zayıflayan, iktidar ortaklığından düşen bir lider, duygusal ve abartılı bir dil kurarak hem kendi tabanını konsolide etmeye hem de rakiplerini “Türkiye’ye nankörlük” üzerinden sıkıştırmaya çalışıyor. Ama bu dil, iki toplum arasında zaten hassas olan duygusal bağı da zedeliyor. Türkiye’nin mali katkısı gerçektir; KKTC’nin ekonomik bağımlılığı da gerçektir. Bunu inkâr etmek mümkün değil. Ancak katkıyı “aç insanın ekmeğinden kesilen para” diye çerçevelemek, ne Türkiye’deki yoksulluğu çözüme kavuşturur ne de KKTC’deki yapısal sorunları (kamu personeli şişkinliği, verimsiz harcamalar, kayıt dışı ekonomi) ortadan kaldırır.
Siyaset, sorunları büyütmek değil, doğru teşhis etmek ve çözüm üretmek işidir. Arıklı’nın son sözleri, teşhisten çok abartı ve aşağılama içeriyor. Kaybettikçe dozunu artıran bu üslup, ne Türkiye’deki vatandaşa saygı duyar ne de Kıbrıs Türk halkının gerçek sıkıntılarını yansıtır. İki tarafın da ihtiyacı, bu tür duygusal manipülasyonlar değil; kaynakların nereye gittiğinin şeffafça konuşulması, israfın azaltılması ve kendi ayakları üzerinde durma iddiasının somut projelerle desteklenmesidir.