Fon olayları patladı, bir kısım yatırımcı bire yüz aldı, sosyal medya “kurtuldum” hikayeleriyle doldu. Herkes o günleri konuşuyor. Oysa asıl dalga henüz karaya vurmadı. Asıl tsunami şimdi geliyor.
İş verenler bir süredir aynı cümleyi kuruyor: “Bu ay da yetiştiremedik.” Maaşlar gecikiyor, primler kesiliyor, fazla mesailer ödenmiyor. Çalışan, eline geçen parayla markete girdiğinde raf fiyatlarının hızla yükseldiğini görüyor. Kira zaten aydan aya artıyor. Birkaç ay daha böyle giderse, maaşını alamayan insan kirayı da ödeyemeyecek. Sonra ne olur?
Önce sessiz bir çaresizlik başlar. Sonra umutsuzluk. Ardından, açlık ve borç baskısıyla birlikte, toplumun en kırılgan noktalarında patlamalar. Soygunlar artar. Aileler dağılır. Çünkü kira ödenemeyen evde, mutfakta yemek pişmeyen sofrada, çocukların “baba, neden paramız yok?” sorularına verilecek cevap kalmaz. Kısa süre içinde Türkiye, ekonomik sıkışmanın sosyal patlamaya dönüştüğü bir döneme girer.
Bu tabloyu uzun süredir görenler vardı. Paralarını zamanında çekip Amerika borsalarına, nominal hisse senetlerine yönlendirenler bugün kendilerini bir nebze güvende hissediyor. Onlar fırtınanın dışında kalmayı başardı. Ama geride kalan yüz binlerce insan için manzara farklı. Onlar, birikimlerini yerli piyasalarda tutan, maaşla geçinen, kira ve fatura ödeyen sıradan vatandaşlar. Onların aileleri dağılma riskiyle karşı karşıya.
Bu bir kehanet değil. Mevcut verilerin, ödeme zincirindeki kırılmaların ve artan borç stokunun doğal sonucudur. Fon olayları sadece bir işaret fi fişeğiydi. Asıl yangın, maaşların ödenemediği, kiraların karşılanamadığı, umudun tükendiği sokaklarda çıkacak.
Şimdi yapılacak şey net, Gerçeği görmek. “Herkes kurtuldu” yanılsamasına kapılmak yerine, toplumun büyük kısmının içinde bulunduğu ekonomik boğulmayı kabul etmek. Çünkü tsunami geldiğinde, sahilde duran herkesi aynı anda yutar. Ve o gün geldiğinde, “ben demiştim” demenin hiçbir değeri kalmaz.