

Girne açıklarında Filo Jet battığında deniz sadece bir gemiyi yutmadı. Bir ülkenin vicdanını da sınadı. Dokuz can gitti, onlarcası hâlâ kayıp. Çoğu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Tatilden dönen aileler, çocuklar, yaşlılar. “Anne elimi bırakma” diye bağıran sesler hâlâ kulaklarda.
Bu acının ortasında Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı’nın duruşu, kamu vicdanını daha da yaraladı. Belgeleri paylaşmak, “gerekirse istifa ederim” demek, “yüzde 60 kapasiteyle çıktı, can yeleği vardı” diye savunma yapmak… Bunlar teknik cümleler. Denizin dibinde evladı kalan anne için teknik cümle yetmez. Kayıp yakınlarının tepkisi çığ gibi büyüdü çünkü insanlar bir bakanın yüzünü, omzunu, duruşunu aradı; kuma gömülmüş bir baş gördü.
Başbakan Ünal Üstel duyarsız kalmadı. Soruşturmanın selameti ve kamu vicdanı için Arıklı’yı görevden aldı. Bu, YDP’ye karşı siyasi bir intikam değildi; yürütmenin başının, facianın gölgesinde şaibe bırakmama kararıydı. Masumiyet karinesi herkes için geçerlidir; ama makam da hesap verme yeridir, siper değil.
Asıl çarpıcı olan bundan sonrası. Yıllardır “Türkiyeli–Kıbrıslı” ayrımını diline dolayan, Türkiye seçmenini kendi tabanı gibi toplayan bir siyaset çizgisi vardı. O seçmenin evladı, kardeşi, eşi bu denizde kaybolduğunda aynı çizgi susmayı tercih etti. Kendi seçmeninin en ağır gününde “ben buradayım” demeyen bir parti, sonra nasıl gidip o kapıyı çalacak?
UBP ve DP bu noktada siyaseti bir kenara koydu. Vatandaş yalnız bırakılmadı. 7/24 sahada duran Başbakan ile Turizm Bakanı Fikri Ataoğlu, mikrofon ve koltuk hesabı yapmadan insanlık görevini yerine getirdi. Kriz masası, arama, ailelerle temas, Türkiye’nin destek unsurlarıyla koordinasyon… Bunlar “seçim konuşması” değil; devlet refleksidir.
YDP’nin hükümetten çekilme kartını masaya koyması, bu tablonun üzerine tuz biber oldu. Erken seçim hesabı, nisap hesabı, “hükümette kalırsak sendikalar kazanmış görünür” hesabı… Denizin 500 küsur metre altında evladı olan bir aileye bunların hangisi anlatılır? “Seçim” diyenler kendi insanını ortada bırakırsa, yarın oy isterken hangi yüzle bakacak?
Siyaset bazen koltuk ister. Bazen de duruş ister. Bu faciada duruşu olanlar belli, kaçanı da belli. Kayıplar bulunana, ihmaller ortaya çıkana kadar tek ölçü vardır: İnsan. Oy değil.
Kapı çalmanın da bir vakti vardır. Acının kapısını ilk çalmayan, seçim kapısını sonra rahat çalamaz.