

İyilik, Borç Senedi midir?
Hayatın en tuhaf ironilerinden biri şu: Birine yardım elini uzatıyorsun, içinden taşan samimiyetle, “Ne olur ne olmaz, belki bir gün o da birine yardım eder” diye düşünmeden. Ama ertesi gün aynı kişi sana bakarken gözlerinde hafif bir hesap kitabı var. “Geçen yaptığın iyilik…” diye başlıyor cümle. Sanki o iyilik bir fatura kesilmiş, vadesi gelmiş gibi. Bir daha yapmayınca da “Vefasız” damgası yiyorsun. İşte tam burada, iyiliğin en masum hali bile kötü niyetli bir algıya dönüşüyor: “İyilik yaptıysan, devamını da getirmek zorundasın.”
Bu algı nereden çıkıyor peki? Aslında çok eski bir insanlık alışkanlığı. Birine iyilik yapıldığında beyin otomatikman “karşılıklılık kuralı”nı devreye sokuyor. Psikolojide uzun zamandır bilinen bu kural, “Biri sana bir şey verdiğinde sen de ona bir şey vermek zorundasın” diyor. Ama sorun şu: Birçok insan bu kuralı iyilik yapan taraf için değil, iyilik alan taraf için işletiyor. Sen yardım ettin diye o artık sana minnet borcu değil, sen ona “sürekli yardım etme” borcu almış gibi hissediyor. Bir kere kapıyı açtın mı, artık o kapıdan her gün geçmek senin görevin oluyor.
En acı tarafı da şu: Bu beklenti oluştuktan sonra sen bir kere “Hayır” dediğinde, bütün geçmiş iyiliklerin siliniyor. Sanki o güne kadar yaptıkların bir kerelik promosyonmuş gibi. İnsanlar genelde “İyilik yaptım, teşekkür bile etmedi” diye yakınır. Ama asıl yakan cümle şu oluyor: “İyilik yaptım, bir daha yapmayınca düşman oldu.” Çünkü iyilik, onların gözünde bir kerelik jest değil; yeni bir statüko yaratmış oluyor. Sen artık “yardım eden” rolüne sabitlenmişsin. Rolünden çıkmaya kalktığında da sahneden ıslıklanıyorsun.
Peki ne yapmalı? İyilikten vazgeçmek mi? Hayır. Ama belki de iyiliği daha bilinçli, daha sınırları belli bir şekilde yapmak gerekiyor. Karşılıksız iyilik diye bir şey yokmuş gibi davrananlara karşı, “Ben bunu görev olarak yapmıyorum, içimden geldiği için yaptım” diyebilmek lazım. Ve en önemlisi: Bir daha yapmayınca vicdan azabı çekmemek. Çünkü senin iyiliğin, onların sonsuz beklentilerinin kefili değil.
Sonuçta iyilik yapmak güzel bir şey. Ama iyilik yapanın sırtına yüklenen “devam etmek zorundasın” algısı, o güzelliği çirkinleştiriyor. Belki de asıl kötülük burada başlıyor: İyiliği borç senedine çevirmek.
İnsanlık tarihi boyunca iyilik yapanlar hep aynı şeyi öğrendi: En büyük nankörlük, teşekkürsüzlük değil; “Teşekkür borçlusun, şimdi devam et” demek. Ve ne yazık ki bu nankörlük, çoğu zaman en yakınlarımızdan geliyor.
O yüzden lütfen, birine yardım ederken şunu unutma: Sen bir iyilik yapıyorsun, sonsuza kadar yardım makinesi olmuyorsun. Kimse senin iyi kalpliliğini sömürme hakkına sahip değil. İyilik yapmak zorunda değilsin. Ama yapan da, yapanın da yükünü hafifletmek zorundasın.
Çünkü gerçek iyilik, beklenti yaratmadan biter. Gerçek nankörlük ise, o iyiliği bitirmene izin vermemekle başlar.