Uzman Psikolog Çelik, toplumda yaşanan travmatik ve trajik olayların içselleştirilerek, normalleştirilme eğilimine gidilmesinin tehlikelerine dikkat çekti. Çelik, toplumun önceleri TV’lerden veya yurt dışı gazetelerinden okuyup, takip ettiği ve garipsediği şeyleri bugün bireylerin kendilerini yaşar halde bulduğunu dile getirdi
Toplumu derinden etkileyen travmatik olaylara yaklaşımın oldukça önemli olduğuna işaret eden Çelik, toplumdaki bireylerin aidiyet ve güven duygusunun sarsılmaması için bu yaklaşımın çok önemli olduğunun altını çizdi
Çelik biriken, çözülmeyen ve ötelenen sorun ve acıların daha sonra yaşanan en ufak olaylar karşısında yaşanan travmaları tetikleyici rol üstlendiğini kaydetti
Toplumu oluşturan bireylerin fizyolojik ve ruhsal ihtiyaçlarını karşılama noktasında devletin ve hükümetlerin sorumlu bir konumda olduğundan da bahseden Çelik, yaşanan toplumsal olayların altında yatan acıların ve bu acıların daha sonra yaşanacak başka büyük toplumsal travmalara sebebiyet vermemesi için hassasiyetle üzerinde durulması gerektiğini ifade etti
Özlem ÇİMENDAL
Uzman Psikolog Şerife Çelik, KKTC’de kalıplaşmış bir düzen söz konusu olduğunu ve bu kalıplaşarak, tabu haline gelen toplumsal, sosyal ve ekonomik düzenin o toplumda yaşayan bireyleri birebir etkilediğini kaydetti. Toplumun genelini ilgilendiren önemli olayların ve kararların sadece belli bir kesimin kararına bırakılarak zümrelerin fayda sağlama amacı gütmesinin beraberinde ciddi problemleri de getirdiğinden bahseden Çelik, “Bu düzen belli bir süre sonra bu düzeni yaratanlara da kalmayacak” diyerek, önemli olanın bireysel mutluluklar değil, toplumun bütününe yansıması gereken mutluluk ve düzenin sağlanması olduğunu söyledi.
Hedef bireylerin değil, toplumun mutluluğu olmalı
Söz konusu bu düzenin KKTC’de toplumun bütünü göz önünde bulundurulmadan bireylerin bütçesine, yaşam şekline göre oluşturulduğuna işaret eden Çelik, bu kurgunun bireylerin güven duygularının zedelenmesine neden olduğu için yanlış olduğunu vurguladı. Çelik, “Bunlar toplumda maalesef yaralar açarak, güven duygusunda sarsılmalara neden olmaktadır. 40 yıldır kurulmuş bu düzen ve ötelenen o kadar çok şey var ki, sağlıktan tutalım, toplum güvenliğine, toplum güvenliğinden eğitime ve daha birçok konuya kadar. Tüm bunlar beraberinde bir birikmişlik getiriyor” dedi.
Toplumda biriken, ötelenen sorunlar başka travmaları tetikliyor
Toplumun sosyal, ekonomik ve toplumsal sorunların neden olduğu birikmişlikle dolu olmasının, önüne geçilemeyen birtakım trajik olaylar karşısında travma yaşamasına neden olduğunun altını çizen Çelik, “Yaşadığımız bu sel felaketi de bu örneklerden biridir” dedi.
Toplumda, aidiyet ve güven duygusunun sarsılması en büyük tehlike
Toplumu oluşturan bireylerin aidiyet duygusunun bağlı olduğu coğrafyaya yaklaşımında çok önemli bir rol üstlendiğine de dikkat çeken Çelik, başka bir ülkeye kısmen bağımlılığın olduğu KKTC’de sanki hiçbir sorun yaşanmayacak ve dünyada olan olumsuzluklar ile asla karşılaşılmayacak gibi yaşandığına işaret etti. Çelik, “Küçücük bir ülkede küçücük bir adada aksine bu tarz olaylara daha fazla önem göstermemiz gerekmektedir. Bir yangın dahi olduğunda her şey bir anda yok olabilir aynı şekilde diğer doğal afetlerde de durum farklı değil. Çünkü bizim büyük bir coğrafi yapımız yoktur” ifadelerini kullandı.
Olayların içselleştirilerek, normalleştirilmesi tehlikeli
Yaşanan travmatik ve trajik olayların içselleştirilerek, normalleştirilme eğilimine gidilmesinin tehlikelerine de dikkat çeken Çelik, toplumun önceleri TV’lerden veya yurt dışı gazetelerinden okuyup, takip ettiği ve garipsediği şeyleri bugün bireylerin kendilerini yaşar halde bulduğunu dile getirdi. Çelik, “Bir şeyler ötelenmesin, bir şeyler halının altına süpürülmesin yaşanan tavmatik ve trajik olayların üzerleri bir iki günde kapatılmasın. Çünkü bu tarz olayların ötelenmesi ileride daha büyük travmatik olayların veya patlamaların yaşanmasına da zemin hazırlamaktadır” şeklinde konuştu.
Siyasilerin olaylar karşısındaki tavrı, toplumdaki güven duygusunu sarsmamalı
Toplumu derinden etkileyen travmatik olaylara yaklaşımın oldukça önemli olduğuna işaret eden Çelik, toplumdaki bireylerin aidiyet ve güven duygusunun sarsılmaması için bu yaklaşımın çok önemli olduğunun altını çizdi. Çelik, biriken, çözülmeyen ve ötelenen sorun ve acıların daha sonra yaşanan en ufak olaylar karşısında yaşanan travmaları tetikleyici rol üstlendiğini kaydetti. Çelik, toplum ve bireylerin sağlıklı bir yapıda var olabilmesi için ihtiyaç duyduğu bu duyguların karşılanması gerektiğini söyledi. Çelik, “Fizyolojik ihtiyaçlarımızdan tutun da, güvenlik, ait olma ve kendini gerçekleştirme (iş bulma, sağlıklı koşullarda çalışma, yasal hakları elde etme) gibi birçok ihtiyacına karşılık bulabilmelidir bireyler” dedi.
Devlet ve hükümetler önlem almalı
Toplumu oluşturan bireylerin fizyolojik ve ruhsal ihtiyaçlarını karşılama noktasında devletin ve hükümetlerin sorumlu bir konumda olduğundan da bahseden Çelik, yaşanan toplumsal olayların altında yatan acıların ve bu acıların daha sonra yaşanacak başka büyük toplumsal travmaların tetikleyicisi olmaması adına gerekli önlemlerin ve çalışmaların ilgililer tarafından yapılması gerektiğini kaydetti.
Olumsuz şartlar ve düzelmeyeceği inancı, göçü de tetikliyor
KKTC’de yaşanan ve toplumu önemli ölçüde olumsuz yönde etkileyen olayların beraberinde birçok şeyi de bireylerde harekete geçirdiğinden de bahseden Çelik, buna ülkeden göç etme fikri örneğinin rahatça verilebileceğini dile getirdi. Çelik, yaşanan acı, trajik olaylar sonrasında bireylerde sarsılan güven ve aidiyet duygusunun çeşitli boyutlarda kopuşları da beraberinde getirdiğini ifade etti. Çelik, “Bu gibi durum ve olaylar karşısında sosyal medya kullanımlarımız ve yaptığımız yorumlara da çok dikkat etmeliyiz.
Bugün sosyal medyalarımızdan yaptığımız paylaşımların altına gelen yorumlardan bile bunu açıkça görmekteyiz. Yıllardır yurt dışında yaşayan ve ülkedeki eleştirel bir olayın karşısında hiçbir şeyin değişmediği yorumunda bulunan bireyleri görebilmekteyiz. Yurt dışına göçerek orada yaşamlarını sürdüren bu bireyler, göç ettikleri zamandan bu yana hiçbir şeyin değişmediği ülkede bundan sonra da hiçbir şeyin değişmeyeceği kanısını benimsemiş olmaktadır” diyerek, gelişen teknoloji ile birlikte kirli bilgi ve olumsuz düşüncelerin çok hızlı yayılma ve toplumu etkileme tehlikesi ile de karşı karşıya olunduğuna işaret etti.