Risk Yöneticisi ve Ekonomist Ertuğrul Buğrahan,Türkiye’nin, Suriye’nin Afrin bölgesinde başlattığı zeytin dalı operasyonunun, diğer yandan da ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve İran’ın Suriye’deki savaşa müdahale etmeleri ve Kıbrıs adası açıklarında araştırması yapılan hidrokarbon yataklarının keşif çalışmalarının jeopolitik riski artırdığına dikkat çekti
KKTC’de yıllık enflasyonun % 19,41’e fırladığına dikkat çeken Buğrahan, hem Türkiye hem de KKTC’de en büyük artışın ulaştırma grubunda yaşandığını belirtti.
Buğrahan, 34 üye ülkeden oluşan OECD grubunun enflasyon ortalamasının % 2,58 seviyesinde yer alırken, Türkiye ve KKTC’nin grubun içerisindeki en yüksek enflasyon oranına sahip iki ülke olduğuna vurgu yaptı
Yükselen petrol fiyatları ve değer kaybeden Türk Lirasının enflasyonu körüklediğinin altını çizen Buğrahan, yurt içindeki üretimdeki girdi maliyetlerinin yükselmesinin de enflasyonu negatif yönde etkilediğine dikkat çektive enflasyonun kontrolünün zorlaştığını kaydetti
Özlem ÇİMENDAL
Risk Yöneticisi ve Ekonomist Eruğrul Buğrahan, 2018’in ilk yarısında ekonomiye damga vuran gelişmeleri, enflasyon, faiz piyasaları, borsalar, Türkiye ülke riski, jeopolitik riskler, ekonomi büyüme beklentilerini ve politik riskleri Yeni Bakış’a değerlendirdi.
Negatif etki, döviz kuralarını sert etkiledi
Risk Yöneticisi ve Ekonomist Ertuğrul Buğrahan, “Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 3 Temmuz 2018 tarihi itibari ile yükselen enflasyon verilerini yayımladı. Keza, haziran ayı içerisinde tüketici fiyatları endeksi % 2,61 oranında artarken, yıllık enflasyon oranı ise % 15,39’a çıkarak, beklentilerin üzerinde olması nedeni ile piyasalarda şok etkisi yarattı. İlk olarak da yaşanan negatif etki döviz kurlarında hissedildi” dedi.
Türkiye ve KKTC en yüksek enflasyona sahip ülkeler
KKTC’de ise yıllık enflasyonun % 19,41’e fırladığına dikkat çeken Buğrahan,“İki ülkede de en büyük artış ulaştırma grubunda yaşandı. Türkiye’de artışın yüksek olduğu diğer harcama grupları sırası ile ev eşyası, gıda, çeşitli mal ve hizmetler yer alırken, KKTC’de ise yüksek artışları ulaştırmadan sonra eğitim, gıda, ev eşyaları ve lokanta & oteller takip etti. 34 üye ülkeden oluşan OECD grubunun enflasyon ortalaması % 2,58 seviyesinde yer alırken, Türkiye ve KKTC grubun içerisindeki en yüksek enflasyon oranına sahip oldular. Yükselen petrol fiyatları ve değer kaybeden Türk Lirası enflasyonu körüklerken, yurt içindeki üretimdeki girdi maliyetlerinin yükselmesi de enflasyonu negatif yönde etkiliyor. Diğer yandan, yurt içinde üretilen gıda da dahil artan fiyatlar enflasyonu kontrolsüz hale getirmede rol oynuyor” ifadelerini kullandı.
2018’in ilk yarısında 3 kez faiz artırımı yapıldı
2018 finansal yılı başından mevcut döneme kadar olan altı aylık dönem zarfında global para politikaları kapsamında dolar ve Türkiye tahvilleri haricinde faizlerde oynaklık yaşanmadığına vurgu yapan Buğrahan, Türkiye Merkez Bankası’nın da geç likidite penceresi borç verme oranını 2017 yıl içerisinde dört kez yapılan artışlarla % 12,75’e çıkararak faiz koridorunun üst bandını yükselttiğinin altını çizdi. 2018 yılı içerisinde Nisan, Mayıs ve Haziran başında 3 kez faiz artırımına gidilerek faiz oranının 20,75’e yükseltildiğine dikkat çeken Buğrahan, Merkez Bankası’nın politika faizi olan 1 haftalık repo faizini ise 1 Haziran’dan itibaren geçerli olacak şekilde 17,75’e çıkardığını kaydetti.
“KKTC Merkez Bankası’nın % 11’e çıkardığı faiz oranları enflasyona karşın negatif reel faiz ortamı yarattı”
TL Libor ve tahvil faizlerinde sırasıyla yıl sonundan buyana % 4,97 ve % 6,62 oranında artış yaşandı. Son yayımlanan yüksek enflasyon oranları sonrası piyasalarda ek faiz artışı beklentisi gündeme geldi. Türkiye’de Merkez Bankası politika faizi % 17,75 civarında reel faiz getirisi sunarken, KKTC Merkez Bankası’nın % 11’e çıkardığı faiz oranları enflasyona karşın negatif reel faiz ortamı yaratıyor ve TL’de alınan faizler haliyle hayat pahalılığını bile karşılayamayacak düzeyde kalıyor.
Borsalarda değer kayıpları yaşandı
2017 yıl sonunda Türk hisseler ve tahviller piyasalarında yabancı sermaye yatırımlarının 86,3 Milyar seviyelerine yükseldiğinden de bahseden Buğrahan şöyle konuştu:“29.06.2018 tarihi itibariyle yabancı yatırımlar 59.31 Milyar USD’ye gerilemiş ve böylelikle, döviz likiditesi azalma kaydederken, borsada da değer kayıpları meydana gelmiş ve borsa değeri % 15,70 oranında azalarak 97.230 bandına gerilemiştir. Yapılan yabancı yatırımların % 60,90’ının hisse senetlerine, % 37,77’sinin DİBS’lere ve sadece % 1,33’ünün özel sektör tahvillerine yapıldığı gözlemlenmiştir.”
Türkiye ülke riski ve kredibilitesi
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in, 8 Mart 2018 tarihinde Türkiye’nin kredi notunu “Ba1″den “Ba2″ye düşürdüğünü ve not görünümünü “negatif”ten “durağan”a çevirdiğini anlatan Buğrahan,“Kredi notunun aşağı çekilmesinde, Türkiye’nin not görünümünün geçen yıl ‘negatif’e çevrilmesinde rol oynayan iki temel gelişmenin belirleyici olduğu kaydedilen açıklamada, bunlar özetle ‘kurumların direncindeki süregelen kayıp’ ve ‘dış şok riskinin yüksek borç ve siyasi riskler nedeniyle artması’ olarak sıralandı. Akabinde, ülke risk primi sert şekilde artış yaşayarak 296,83 puana yükseldi” dedi.
“Dış şoklar ve dış borçların gidişatı belirleyici olacak”
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in Türkiye’ye ilişkin seçimler sonrasındaki değerlendirmesinin odak noktasında kişilerin değil uygulanacak ekonomi politikalarının olduğunu bildirdiğine de vurgu yapan Buğrahan,“Bu bağlamda, cari açığın azalması, ödeme gücünün artması, dış şoklara karşı kırılganlığı ve dış borçların gidişatı hakkında uygulanacak olan ekonomik politikalar önemli rol oynayacaktır” ifadelerini kullandı.
“Ekonomik büyüme beklentisi vardı”
“Türkiye satın alma yöneticileri endeksi (PMI) Haziran 2018 döneminde çok az artış kaydederek 46,4’den 46,8 bandına yükselmiştir” diyen Buğrahan, PMI’ın ülkelerin büyüme tahminlerini en iyi şekilde açıklayabilen bir endeks olduğuna dikkat çekti.“Aynı zamanda satın alma yöneticilerinin, mal ve hizmet satın alma eğilimlerini inceleyen bir göstergedir” şeklinde konuşan Buğrahan, PMI’ın 50’nin üstünde olmasının ekonomide büyüme beklentisi olduğu şeklinde yorumlandığını söyledi.
Jeopolitik riskler oldukça etkili oldu
Türkiye’nin, Suriye’nin Afrin bölgesinde başlattığı zeytin dalı operasyonunun bölgede konuşlanan terör örgütleri ile mücadele ederek jeopolitik riskin nispeten azaltılması yönünde bir girişim teşkil ettiğine işaret eden Buğrahan,diğer yandan da ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve İran’ın Suriye’deki savaşa müdahale etmeleri sonrası bölgedeki jeopolitik riskin de hayli yükseldiğini hatırlattı.Buğrahan, tüm bunlara ek olarak, Kıbrıs adası açıklarında araştırması yapılan hidrokarbon yataklarının keşif çalışmaları neticesinde Yunanistan ile Ege’de Güney Kıbrıs’la antlaşma yapan ülkelerin de Akdeniz’de zaman zaman gerilimler yaşadığına dikkat çekerek, 2018 yılındaki jeopolitik riskleri sıraladı.
Ekonomiye direkt etki eden politik riskler de önem taşıyor
Türkiye’de yapılan ve YSK kesin seçim sonuçlarına göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oy oranının yüzde 52,9 olarak kayıtlara geçmesi ile başkanlık sisteminin resmen yürürlüğe girdiğine işaret eden Buğrahan,“Akabinde, 10 Temmuz 2018 tarihinde başkanlık sisteminin bakanlık kabinesi açıklanarak hükümet kurulmuştur. Böylelikle, 2018 finansal yılının ikinci yarısında siyasi istikrarın kurulacağı öngörülmektedir. Seçim öncesi söylendiği gibi OHAL’in kaldırılması, demokrasinin ve yargının güçlendirilmesi ile birlikte politik risklerin azalması söz konusu olacaktır” dedi.