Sosyal Hizmet Uzmanı Barış Başel, bu yıl tüm sosyal sorunlara
ilişkin statistik rakamların tamamen tavanda olacağını belirterek, yolsuzluk,
cinsel suçlar, tecavüz, kadın cinayetleri ve trafik kazalarına dair ölümlerin
bugün itibariyle 50 yıldır süregelen kötü yönetimle birlikte kansere dönüşmüş
meyvelerinin toplanmakta olduğunu söyledi.
Başel, toplumun iyi yönetilmeyi hak eden bir toplum
olmasına rağmen yapılan algı yönetimiyle mamayı yiyen sistemin devam etmesi
telkiniyle bazı kişilerin ülke yönettiğini zannettiğini kaydetti.
“Zaman içinde
süreç nefret suçuna dönüşecek. Gün gelecek siyasetçi kimliğiyle halkın arasına
inenler linç ile karşılaşacak” diyen Başel, “Sosyal medyadaki
tepkilere bakıldığında, linç kültürünün gümbür gümbür geldiğini görüyoruz. Kötü
yönetim toplum içindeki farklı grupları ve katmanları birbirine kırdırır
şekilde bir yönetim anlayışı içinde olduğu için ayrımcılığı da körükleyen
uygulamalardır” diye konuştu.
Başel, Meclis’in ise demokratik donanımdan çok uzak
olduğunu ifade ederek, Milletvekillerinin birbirlerini dinlemeyen bir davranış
içinde olduklarını savundu. Başel, “Şiddet var, tehdit var, üç kağıtçılık var.
Tüm bunlar sistem tarafından meşrulaştırılmış bir şeydir” şeklinde
konuştu.
Deniz ABİDİN
Sosyal Hizmet
Uzmanı Barış Başel, dünyada ve son günlerde ülkede baş gösteren şiddet,
boşanma, uyuşturucu gibi madde kullanma oranlarının arttığına dikkat çekerek, hiçbir
önleme çalışması yapılmadığını belirtti. Başel, şiddeti koruyucu, önleyici
politikalar geliştirip sosyal politika yapısının güçlendirilemediğini kaydetti.
Başel, tüm bu nedenlerden dolayı sosyal risklerin bedelinin en ağır şekilde
ödenmekte olduğunu söyledi. Başel, toplumun rahat nefes almasını sağlayacak
kapsamlı bir sosyal politikanın işlemesi gerektiğine dikkat çekerek, ülkeyi
talana çevirmeye odaklanıldığına vurgu yaptı. Başel, bu yıl tüm sosyal
sorunlara ilişkin statistik rakamların tamamen tavanda olacağını belirterek,
yolsuzluk, cinsel suçlar, tecavüz, kadın cinayetleri ve trafik kazalarına dair
ölümlerin 50 yıldır süregelen kötü yönetimin kansere dönüşmüş meyvelerinin
toplanmakta olduğunu söyledi.
“Ülke yönettiğini zannediyorlar”
Başel, toplumun
iyi yönetilmeyi hak eden bir toplum olmasına rağmen yapılan algı yönetimiyle ay
sonu maaşların ödendiğini, Türkiye ile olan ilişkiler güçlü ve iyi bir şekilde
devam ederken mamayı yiyen sistemin devam etmesi telkiniyle bazı kişilerin ülke
yönettiğini zannettiğini söyledi. Başel,
toplumun tüm bu yaşanılanların hesabını soramamanın öfkesini yaşadığını ifade
ederek, son günlerde sosyal medyada öfke ve nefret kültürünün hakim olduğunu
belirtti.
“Linç kültürünün gümbür gümbür geldiğini görüyoruz”
Başel, şöyle devam
etti, “Zaman içinde süreç bir üst merdiven olan nefret suçuna dönüşecek. Gün
gelecek siyasetçi kimliğiyle halkın arasına indikleri zaman linç ile
karşılaşacaklar. Sosyal medyadaki tepkilere bakıldığında, linç kültürünün
gümbür gümbür geldiğini görüyoruz. Kötü yönetim toplum içindeki farklı grupları
ve katmanları birbirine kırdırır şekilde bir yönetim anlayışı içinde olduğu
için ayrımcılığı da körükleyen uygulamalardır”
“Şiddeti içselleştirdik”
Ülkenin ciddi
anlamda bir toprak reformuna ihtiyacı olduğunu ifade eden Başel, vakıflara ait
sahiller, binalar ve arazilerin gençlerin kullanımına verilerek göçün önlenmesi
gerektiğini vurguladı. Başel, iş ve kredi imkanlarının sağlanmasının önemli
olduğunu belirterek, geleceğin şimdiden yaratılması gerektiğini söyledi. Başel,
şirketlere veya sermayeye hizmet eden bir yönetim anlayışına herkesin dur
demesi gerektiğini ifade ederek, adanın Kuzeyi ya da Güneyi diye bir ayrımın
olmadığını, şiddetin adanın genelinde
olduğunu kaydetti.
Başel, şiddeti
içselleştiren bir toplum olma durumuna gelindiğini belirterek, savaş travması
yaşayan bir toplum olmakla birlikte hem şiddete tepki gösterildiğini hem de F16’ların
gösterisini izlemeye giden bir toplum haline gelindiğini kaydetti.
Başel, toplum
içinde günlük yaşam şekline bakıldığında şiddetin trafik dahil her yerde
görülebildiğini savundu. Başel, “Biz maç izleyemeyen bir toplumuz” diyerek,
fiziksel şiddetin kimi zaman ortaya çıktığını, fiziksel olan kısmı eyleme
dökülmediği zamanlarda ise sözel şiddetin ortaya döküldüğünün görüldüğünü
kaydetti.
“Şiddet sistem tarafından meşrulaştırıldı”
Başel, Meclis’in
ise demokratik donanımdan çok uzak olduğunu ifade ederek, Milletvekillerinin
birbirlerini dinlemeyen bir davranış içinde olduklarını savundu. Başel, “Şiddet
var, tehdit var, üç kağıtçılık var. Tüm bunlar sistem tarafından
meşrulaştırılmış bir şeydir. Toplum olarak yolsuzlukların yargılanması ve hesap
sorulması için yaklaşık 45 yıldan beridir kimse tepki göstermedi. Aslında bu
coğrafyada yaşayan herkes statükonun bir parçası. Hem şikayet ediyor hem de
sistemin bir noktasından besleniyor. Yolsuzluk bir kültür haline dönüştü.
Hırsızlık yine aynı şekilde. Dünyanın neresinde Bakan ya da müsteşar odasına
oturup bir bir vatandaşın sorununu dinler? Sizin göreviniz tüm halkın sorununu
çözmektir. Bu şekilde devlet yönetilmez. Siyaset bir birimdir. Artık
Kıbrıslılar hukukla siyaset algısı içinde olan maskelilerin hepsini temizlemek
zorundadır” diye konuştu.
“Benim adamıma yasal ama sana yasak zihniyeti hakim”
Başel, şiddet
kültürü geliştiği zaman toplumun diğer gruplarını da etkileyen bir döngünün
yaşandığına dikkat çekerek, “Bu her iktidar döneminde farklı farklı yöntemlerle
uygulanıyor. Benim adamıma yasal ama sana yasak zihniyeti devam ediyor. Kıbrıslılar
olarak şiddeti önleme merkezi, kadın sığınma evi beklerken ülke kaynaklarının
nerelere harcandığının görüyoruz. Ülkede son 8 yıl içinde altı ayrı siyasetçi
ve üç ayrı iktidar tarafından 11 kez kadın sığınma evi sözü, 6 kez şiddeti
önleme ağı oluşturulacak diye söz verildi. Ancak bugüne kadar somut bir adım
atılmadı. Ülkede gece kulüplerinde kadınlar birer eşya gibi alınıp satılıyor. Devlet
bunun ortağı ve bundan gelir sağlıyor. Her şey meşrulaşmış durumda. Böyle bir
coğrafyada zaten şiddet ve tecavüz normalize edilmiş demektir. Söz konusu mekanlarda
para karşılığında gönüllü bir tecavüz yaşanmakta, bu hizmeti talep edenlerin de
potansiyel tecavüzcü olduğunu biz zaten söylüyoruz”
“Namus bahanesiyle işlenmiş kadın cinayeti tabiri daha
doğru”
Başel, kadına
yönelik şiddete de değinerek, hangi şekilde olursa olsun hiçbir davranışın
şiddet denilen ilkelliği haklı kılmadığını kaydetti. Başel, “Biz namus cinayeti
demeyiz, çünkü bu söylem kadının öldürülebileceğini normalize eder. Namus
bahanesiyle işlenmiş kadın cinayeti tabiri daha doğrudur” diye konuştu.