Yusuf KISA: Türkiye Borsası Sanal Bahis Parasını temizlemek için Mi Çöktü ?
Türkiye’de yatırım fonları piyasası bir süredir fırtına yaşıyor. SPK’nın yedi portföy yönetim şirketinin 130’u aşkın fonunu tasfiye kararı, yaklaşık 18 milyar doları bulan varlık büyüklüğü ve yüz binlerce yatırımcının mağduriyeti… Rakamlar ortada. Bloomberg’den Wall Street Journal’a kadar uluslararası basın da bu krizi “milyarlarca dolarlık borsa skandalı” diye niteledi. Bazı fonlarda görülen olağanüstü getiriler, düşük likiditeli hisselerde yoğunlaşmalar, ilişkili taraflar arasındaki işlemler ve ardından gelen likidite krizi… Bunlar artık kamuoyunun malumu.
Peki bu tablo sadece bir “manipülasyon ve Ponzi benzeri düzen” meselesi mi? Yoksa daha derin bir soruyu da mı barındırıyor?
Son dönemde dolaşıma giren Türkiye’deki bazı fon şirketlerinin işlem hacmi en az 20 milyar dolar seviyesine ulaşmış, Aynı zamanda sanal bahis (yasadışı online bet) paralarının da bu fonlar üzerinden, borsa işlemleriyle “temizlendiği” yönünde. Yani kirli paranın, yasal görünen yatırım araçları aracılığıyla sisteme sokulduğu iddiası.
Bu iddia henüz mahkeme kararıyla veya resmi soruşturma belgesiyle kanıtlanmış bir gerçek değil. Ancak Türkiye’de yasadışı bahis gelirlerinin aklanmasına ilişkin onlarca operasyon var. Yüz milyarlarca liralık işlem hacimleri, elektronik para kuruluşları, paravan şirketler, kripto varlıklar, sanal POS’lar, kiralık hesaplar… Bunlar savcılık iddianamelerinde ve MASAK raporlarında defalarca geçiyor. Bahis parası bir şekilde finansal sisteme sızıyor. Soru şu, Bu sızıntı, yalnızca ödeme kuruluşları ve kripto üzerinden mi kalıyor, yoksa sermaye piyasası araçları da devreye giriyor mu?
Fonlar, özellikle serbest fonlar ve bazı hisse senedi yoğun portföyler, büyük parayı hızlı ve görece az sorgulanarak hareket ettirme kapasitesine sahip. Düşük fiili dolaşımlı hisselerde yapılan yoğun alım-satımlar, fiyatları şişirebiliyor, “getiri” hikâyesi yaratabiliyor. Sonra bu hikâye sosyal medya ve Telegram gruplarıyla yaygınlaştırılıyor. Küçük yatırımcı peşinden koşuyor. Para girişi sürdükçe sistem işliyor. Çıkış başlayınca çöküyor. Son yaşananlar tam da bu döngüyü andırıyor.
Eğer iddia edilen “sanal bet temizliği” gerçekten bir parçasıysa, o zaman mesele sadece yatırımcı mağduriyeti değil, Finansal sistemin bütünlüğüne, kara para aklama ile mücadeleye ve kamu güvenine dair çok daha ciddi bir boyut kazanıyor. Çünkü borsa, “yasal” bir yıkama makinesi haline gelmiş olur.
Elbette her fon şirketini, her yöneticisini aynı kefeye koymak haksızlık olur. Sektörün büyük kısmı regülasyona uyarak çalışıyor. Ancak SPK’nın tasfiye kararı aldığı şirketler ve onlara bağlı fonlar üzerinden ortaya çıkan tablo, denetim zafiyetini, risk yönetiminin yetersizliğini ve şeffaflık eksikliğini açıkça gösteriyor. 500-750 bin civarı yatırımcının birikiminin bu süreçten etkilenmesi, “bireysel hata” ile açıklanamayacak kadar sistemik.
Şimdi yapılması gereken net:
Tasfiye sürecinin şeffaf ve adil yürütülmesi.
Manipülasyon ve olası aklama iddialarının bağımsız, derinlemesine soruşturulması.
Fonların portföy yapısı, ilişkili taraf işlemleri ve fon giriş-çıkışlarının kaynaklarının daha sıkı denetlenmesi.
Yasadışı bahis gelirlerinin finansal sisteme sızdığı kanallarının (ödeme kuruluşları, kripto, borsa araçları) birlikte ele alınması.
Yoksa her seferinde aynı döngü tekrarlanır, Olağanüstü getiriler, büyük girişler, sonra panik, tasfiye ve “kimse bilmiyordu” demeçleri.
20 milyar dolarlık büyüklük, yüz binlerce insan, borsa ve gölgede kalan paralar… Bunlar yalnızca rakam değil. Güvenin, adaletin ve sistemin kendisinin test edildiği bir sınav. Bu sınavı geçmek, sadece birkaç şirketi kapatmakla olmaz. Gerçek soruları sormak ve cevaplarını kamuoyundan saklamamakla olur.