Yusuf Kısa: Mağusalı Uluçay mı Bozkurt mu diyecek?
Mağusa Belediye seçimi yaklaşıyor. Bu seçim, bir belediye başkanlığı yarışından çok daha fazlası. Mağusalıya sorulacak asıl soru şu, “Dört yıldır şehrin yükünü taşıyan, iş yapan, katkı sağlayan bir başkanı mı destekleyeceksiniz, yoksa etrafında “iş” dönen, ismi karışık, geçmişi gölgeli bir ismi mi?”
Bir tarafta Süleyman Uluçay var. Dört senedir Mağusa’da başkanlık yapan, şehre somut katkıları olan, “ben yaptım” diye hava atmadan işini yapan bir yönetici. Diğer tarafta ise Koral Bozkurt. İsmi daha önce yanlış işlere karışmış, kendisine bombalı saldırı düzenlenmiş, Güney Kıbrıs’ta taşınmazlarla ilgili tutuklama emri bulunan bir isim. Üstüne bir de Mağusa Spor Gücü Başkanı… Etrafı kalabalık. Ama o kalabalığın büyük kısmı, Koral’ın başkan olmasından değil, Koral’ın etrafında dönen işlerden beslenenler.
Kotalı sömüren, yol yolan, “benim adamım” diye geçinen bir çevre var. Koral’ın belediye başkanı olması, bu çevrenin işine gelmeyecek. Çünkü kotalı tüymek, ihale peşinde koşmak, “benimle çalışan kazanır” düzenini sürdürmek zorlaşacak. Onlar için mesele Mağusa’nın geleceği değil; kendi düzenlerinin devamı. İşte burada Mağusalıya düşen seçim netleşiyor: Sermayeye mi, dürüstlüğe mi destek vereceksiniz?
Sermaye her zaman gürültülü gelir. Etrafı kalabalık olur, “biz yaparız” der, “güçlüyüz” der. Ama o gücün kaynağı çoğu zaman şehrin menfaati değil, kendi menfaatidir. Dürüstlük ise sessiz çalışır. Gürültü yapmaz, “ben yaptım” diye reklam çevirmez. Ama dört yılın sonunda bakarsınız ki, şehir bir adım ilerlemiştir. Koral Bozkurt’un etrafındaki kalabalığın asıl korkusu, onun başkan olması değil; onun başkan olması halinde kendi “iş”lerinin kesilmesidir. Çünkü bir belediye başkanı, etrafındaki insanlara kota dağıtmak, iş vermek, “benim adamım” diye korumak zorunda değildir. Hele de ismi daha önce karışık işlere bulaşmış, hakkında tutuklama emri bulunan, bombalı saldırıya uğramış birinin etrafında toplananların niyeti, genellikle şehrin değil, kendi cebinin niyetidir.
Mağusa’nın ihtiyacı, etrafı kalabalık olan değil, iş yapan başkandır. Mağusa’nın ihtiyacı, kotalı sömüren değil, şehri yöneten başkandır. Mağusa’nın ihtiyacı, “benim çevrem” diyen değil, “Mağusa’nın menfaati” diyen başkandır. Seçim günü sandığa giden her Mağusalı, aslında şunu soracak kendisine: Ben bu şehri, dört yıldır katkı sağlayan birine mi emanet edeceğim, yoksa etrafı “iş” peşinde koşan bir çevreye mi? Dürüstlük ile sermaye yarışıyor. Mağusa’nın tercihi, şehrin geleceğini belirleyecek.