Yusuf KISA: Kıbrıs’ın Gerçek İşgalcisi Kim?

Kıbrıs adası, Akdeniz’in ortasında bir yaralı yara gibi duruyor yıllardır. Bir tarafı Yunan bayrağı altında Avrupa Birliği’nin şatafatlı korumasında, diğer tarafı Türk bayrağıyla ayakta durmaya çalışıyor. Güney Kıbrıs, yani resmi adıyla Kıbrıs Cumhuriyeti, her fırsatta Kuzey Kıbrıs’ı “işgal edilmiş bölge” diye etiketliyor. BM toplantılarında, AB koridorlarında, uluslararası platformlarda bu nakaratı tekrarlıyorlar: “Türk işgali!” Peki, ya ayna? Kendilerine dönüp bakıyorlar mı hiç? Bu köşede, biraz cesaretle soralım: Esas işgalci kim? Tarihe bir göz atalım ki, hafızalarımız tazelensin. 1974’te yaşananlar, bir gecede olmadı. Yunanistan destekli darbe, adadaki Türk nüfusu yok etme tehdidiyle geldi. Türkiye, garantör ülke olarak müdahale etti – evet, askeri müdahale, ama bir koruma kalkanı olarak. Sonuç? Ada ikiye bölündü. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kuruldu, ama sadece Türkiye tarafından tanınıyor. Güney ise, tüm adayı temsil ediyormuş gibi AB’ye üye oldu. İşte burada başlıyor asıl hikaye: İşgalin kimin eliyle yapıldığı. Güney Kıbrıs, Kuzey’i “işgal” diye yaftalarken, kendi bahçesindeki çalıları görmezden geliyor. 1974 öncesi ve sonrası, binlerce Kıbrıslı Türk’ün Güney’de bıraktığı mallar ne oldu? Evler, tarlalar, işletmeler… Hepsi el değiştirdi, gasp edildi. Bugün o mallar, Rumlar tarafından kullanılıyor, satılıyor, miras bırakılıyor. Bu mu adalet? KKTC’de Rum malları için tazminat mekanizmaları kurulurken – Taşınmaz Mal Komisyonu gibi – Güney’de Türk malları için benzer bir adım atıldı mı? Hayır, çünkü onlar için “işgal” sadece Kuzey’de geçerli. Güney’deki Türk mülkleri? Onlar “unutulmuş” Dahası, Kıbrıslı Türklerin uluslararası hakları. BM’nin Annan Planı’nı hatırlayın: 2004’te Türk tarafı “evet” dedi, Rum tarafı “hayır”. Sonuç? Rumlar AB’ye girdi, Türkler dışlandı. AB üyeliğiyle gelen fonlar, yardımlar – hepsi Güney’e akıyor. Peki, bu fonların bir kısmı Kıbrıslı Türkler için mi ayrılmıştı? Evet, ama pratikte ne oluyor? Güney, bu paraları gasp ediyor, adanın tamamını temsil ediyormuş gibi harcıyor. AB’nin “Kıbrıs Türk Toplumu Yardım Programı” gibi ayrı girişimleri var, ama bunlar damla. Asıl pastayı Güney yiyor, Kuzey’e kırıntı bırakıyor. Bu, ekonomik işgal değil de nedir? Gerçek işgalciyi ararken, haritaya bakmak yetmez; vicdana bakmak lazım. Güney Kıbrıs, “işgal” diye haykırırken, kendi eylemlerini gizliyor. Kuzey’deki Türk varlığı, bir savunma refleksiydi; Güney’deki Rum hegemonyası ise sistematik bir gasp. Uluslararası toplum, neden sessiz? Çünkü AB lobisi güçlü, Yunan diasporası etkili. Ama hakikat değişmez: İşgal, sadece tankla olmaz; malları, hakları, geleceği çalmakla da olur. Sonuç? Esas işgalci, aynada kendini görmeyen taraf. Kıbrıs’ta barış için, her iki tarafın da masaya eşit oturması şart. Yoksa bu “işgal” oyunu, sonsuza dek sürecek. Belki bir gün, Güney de kendi gölgesinden korkmayı bırakır ve gerçek diyaloğa başlar. O güne kadar, soru ortada: Gerçek işgalci kim? Cevabı, tarih veriyor ve o tarih, Güney’in lehine değil.
Benzer Videolar