Yusuf KISA: Ard Arda Kadın Cinayetleri

KKTC’de son 36 günde iki kadın öldü biri ağır yaralı. Biri eski sevgilisi, diğerleri kocaları tarafından. Biri eski eş, diğeri hâlâ evli olduğu adam. Bu rakamlar soğuk bir istatistik değil; her biri bir annenin, bir kızın, bir insanın hayatının kasten söndürüldüğü gerçekler.

Bu cinayetler sadece vahşet değil. Aynı zamanda derin bir cehaletin, “benimdir” hastalığının ve “benim elimden çıkmasın” refleksinin kanlı tezahürüdür. Evli olduğunuz, nişanlı olduğunuz ya da birlikte yaşadığınız kadın sizin malınız değildir. Erkek de değildir. Hiç kimse başka bir insanın bedeni, hayatı ve geleceği üzerinde mülkiyet hakkı iddia edemez. Bu hak, hiçbir dini, ahlaki ya da “namus” kılıfına sığdırılamaz. Evlilikte kavga olur. Anlaşmazlık olur. Güven kırılır, sevgi biter. Bunların hepsi insanlık durumunun parçasıdır. Ama çözüm, boğazına sarılarak, bıçaklayarak, kurşun sıkarak “bitirmek” değildir. Çözüm mahkemedir, boşanmadır, ayrı hayatlar yaşamaktır. Herkes kendi yoluna gider. Çocuklar varsa, onların geleceği için sorumluluk alınır; “benim çocuklarımı sen yetiştiremezsin” diye cinayet işlenmez. Kimse çocuğunu büyütürken, bir gün eski sevgilinin ya da kocanın “intikam” ya da “kontrol” için gelip canını alacağını düşünerek büyütmez. Bu beklenti bile, toplumun içine işlemiş bir hastalık belirtisidir. Bu cinayetlerin ortak paydası, “o benden ayrılamaz”, “başkasıyla olamaz”, “benim rızam olmadan yaşayamaz” zihniyetidir. Bu zihniyet, eğitimsizlikle, duygusal olgunlaşmamışlıkla ve şiddetin “erkeklik” sanılmasıyla beslenir. Kadını “korumak” kisvesi altında kontrol etmek, aslında en kaba ve en korkak tahakküm biçimidir. Gerçek güç, öfkeyi yönetebilmektir. Gerçek erdem, ayrılığı kabul edebilmektir. Toplum olarak bu vahşeti “özel hayat” diye geçiştiremeyiz. Her cinayet, “bu işler bize uzak” diyenlerin de sessizliğine yazılır. Yasalar yetersiz kalıyorsa, uygulamada gevşeklik varsa, eğitimde “kadın-erkek eşitliği” ve “şiddetin reddi” yeterince işlenmiyorsa, sorumluluk hepimizindir. Kız çocuklarına “senin bedenin sana aittir”, erkek çocuklarına “kızgınlık cinayet gerekçesi değildir” demeyi öğrenmeli. Üç kadın. Otuz altı gün. Bu tempo, bir toplumun alarm zillerinin çaldığını gösterir. Daha fazla “keşke” duymamak için, sahiplenme hastalığını teşhis edip tedavi etmeye başlanmalı. Çünkü kimsenin, hiçbir insanın canı üzerinde hakkı yoktur. Bu hak, ne evlilik cüzdanında, ne eski sevgi sözünde, ne de “namus” bahanelerinde bulunur.  
Benzer Videolar