Yeniçeriler ve mehter takımı dünyanın dilinde: Mehter sıradan bir askeri bando değildi, bir silahtı
Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi'nin yankıları sürüyor. Liderlerin yeniçeriler ve mehter takımıyla karşılanması ise dünyanın ilgisini çekti. Bulgar yazar Sophia Proneikos, sosyal medya hesabından konuyla ilgili paylaşımda bulundu. Proneikos, "Mehter asla sıradan bir askeri bando değildi, bir silahtı" ifadelerini kullandı.
36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi sonrası liderler ülkelerine döndü. Dünyanın takip ettiği zirvenin öne çıkanlarından biri de liderlerin karşılandığı sırada yeniçerilerin bulunması ve mehter takımıydı. Liderleri karşılama töreninin yankıları devam ederken, Bulgar yazar Sophia Proneikos, konuyla ilgili sosyal medya hesabından dikkat çeken bir paylaşımda bulundu.Töreni büyüleyici bulduğunu belirten Proneikos, "Geçmiş bir yük değil, bir dildir ve o dili konuşmayı bilen uluslar tarihlerini sadece nutuklarla anlatmazlar, çünkü bazen birkaç davul vuruşu yeter." dedi.
Tam da bu yüzden, Ankara'daki NATO Zirvesi'nin en büyüleyici sahnesi, müzakere masasının etrafında gerçekleşmedi. Bu sahne, ilk el sıkışmadan hemen önce yaşandı; yirmi birinci yüzyılın en güçlü askeri ittifakının liderleri, dünyanın en eski askeri bandosu olan 'mehter'in sesiyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne hoş geldin derken, önlerinde Osmanlı İmparatorluğu'nun farklı yüzyıllarını temsil eden tarihi üniformalı askerler duruyordu. Ne muhteşem bir tarihsel süreklilik hissi: Savaş sonrası dünyanın sembolü olarak 1949'da kurulan bir askeri ittifak, kökenleri on üçüncü yüzyıla uzanan bir askeri geleneğin müziği eşliğinde bir Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na giriyor.
"MEHTER BİR SİLAHTI"
Mehter asla sıradan bir askeri bando değildi, bir silahtı. Osmanlı orduları Belgrad'a, Konstantinopolis'e, Rodos'a, Mohaç'a veya Viyana'ya doğru ilerlerken duyulan ilk şey, devasa 'kös' davullarının gök gürültüsüydü; ardından 'zurnalar'ın keskin sesi, sonra pirinç trompetler ve çarpan zil sesleri geliyordu; çünkü müzik sadece orduya eşlik etmiyordu, ordunun bir parçasıydı; amacı askerleri eğlendirmek değil, savaştan çok önce düşmana bir imparatorluğun bizzat onlara doğru ilerlediğini inandırmaktı.Avrupa'nın Osmanlı İmparatorluğu ile karşılaşmalarından sonra Batı ordularının kademeli olarak Osmanlı davullarını, zillerini ve 'Türk usulü'nü benimsemesi tesadüf değildir; bu usul daha sonra Mozart, Haydn ve Beethoven'ın müziğine bile yolunu bulacaktı, çünkü bazen tarih bir medeniyeti kılıçla fethetmez. Bir ritim yeter.