“Kur henüz rayına oturmadı”

DAÜ Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi, Ekonomist Yenal Süreç: 10 Ağustos’ta yaşanan ani hareketler şeklinde olmasa bile kurun tam olarak yerine oturduğunu söylemek için henüz erken. TC Merkez bankası, BDDK ve diğer ilgili kurumların aldığı tedbirler ile kısa vadeli de olsa piyasalarda kısmi bir güvenin sağlandığı görülüyor. Ancak orta ve uzun vadede mevcut borç stoğunun döndürülmesine yönelik belirsizlik devam etmektedir 


“Bu kur seviyelerinin piyasalarda, firmalar üzerinde yol açabileceği iflas, işsizlik ve ekonomik küçülme gibi hasarlar henüz tam olarak ortaya çıkmış değildi, bu tür hasarların oluşması durumunda daha da olumsuz bir tablo ortaya çıkarabilecektir”


“KKTC ekonomisi maalesef tamamen dışsal bir şok ile karşı karşıyadır. Kendi dışında yaşanan olumsuz gelişmelerin (TL’nin değer kaybının) etkilerine maruz kalmaktadır. TL kullanımından kaynaklanan kriz tüm sektörleri ve tüketicileri olumsuz yönde etkilemektedir. Ne bu hükümetin ne de başka hükümetlerin bu tür parasal krizleri önleyici bir mekanizması yoktur”


“İstikrarlı para birimine geçiş bu tür krizleri yaşadığımız dönemlerde mutlaka gündeme gelmektedir. Evet kullanılan para birimi istikrarsız bir para birimidir ve her iki üç yılda bir bu sarsıntılar yaşanmaktadır. Ancak sorunlarımızın temelinde TL kullanımı değil başka yapısal sorunlar yatmaktadır. Bu nedenle bu yapısal sorunlar çözülmeden kullanıma hangi para birimi alınırsa alınsın sonuç değişmeyecektir”


Deniz ABİDİN

Daü Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Ekonomist Yenal Süreç, dövizin bayramın ardından TL karşısında izleyeceği yol haritası, hükümetin ülkede yaşanan ekonomik kriz nedeniyle aldığı önlemleri, atabileceği adımları ve Türkiye ile Amerika arasında yaşanan gerginliği Yeni Bakış okurları için değerlendirdi, soruları yanıtladı.


“Türkiye’nin AB çapasının hayati önem taşıdığı inancındayım”

Y.B: Türkiye, batı dışında belli bir oluşuma girmeye çalışıyor, Ekonomik açıdan bu durum Türkiye’ye ne getirir, ne götürür? Bu gelişmeler KKTC’yi nasıl etkiler? 

Y.S: “Türkiye’nin dış ilişkilerinde başta ABD olmak üzere batılı ülkeler ile sıkıntılar yaşadığı doğrudur.  Ancak ABD’nin başkan Trump‘ın diplomasi dışı çıkışları ile tüm dünyayla gerginlik yaşadığı da bir diğer gerçekliktir. Türkiye-ABD arasında yaşanan ticari ve siyasi gerginlik sonrası AB tarafından Türkiye’ye yönelik bir el uzatıldığı anlaşılıyor.

 Gerek AB Konsey başkanı Donal Tusk, gerekse Almanya başbakanı Merkel’in Türkye’ye yönelik olumlu açıklamaları, Türkiye’nin yerinin Batı ittifakı içerisinde olması gerektiğine işaret etmektedir. Türkiye’nin hem ekonomik hem de demokratik yapılarının korunması açısından AB çapasının hayati önem taşıdığı inancındayım.”

“Kurun tam olarak yerine oturduğunu söylemek için henüz erken”

Y.B:  Döviz durulma noktasında. Piyasalarda bu günlerde durgunluk hakim. Sizce dövizdeki dalgalanma nasıl seyredecek? 

Y.S: “Dövizde yaşanan hızlı hareketlilik araya bayram tatilinin girmesi ve bu dönemde  piyasaların kapalı olması nedeniyle kısa bir duraklama geçirdi. Ancak fay hattındaki kırılma benzeri kurun bir süre daha oynaklık göstereceğini söyleyebiliriz. En azından 10 Ağustos’ta yaşanan ani hareketler şeklinde olmasa bile kurun tam olarak yerine oturduğunu söylemek için henüz erken. TC Merkez bankası, BDDK ve diğer ilgili kurumların aldığı tedbirler ile kısa vadeli de olsa piyasalarda kısmi bir güvenin sağlandığı görülüyor. Ancak orta ve uzun vadede mevcut borç stoğunun döndürülmesine yönelik belirsizlik devam etmektedir. İlaveten bu kur seviyelerinin piyasalarda firmalar üzerinde yol açabileceği iflas, işsizlik ve ekonmik küçülme gibi hasarlar henüz tam olarak ortaya çıkmış değildi, bu tür hasarların oluşması durumunda daha da olumsuz bir tablo ortaya çıkarabilecektir.”

 

“Ne bu hükümetin ne de başka hükümetlerin bu tür parasal krizleri önleyici bir mekanizması yoktur”

Y.B: KKTC Hükümeti bir takım ekonomik önlemler aldı ve bunları 24 maddede topladı. Sizce bu önlemler yeterli mi? Vatandaşın cebini rahatlatır mı? hükümetin ekonomi politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Y.S: “KKTC ekonomisi maalesef tamamen dışsal bir şok ile karşı karşıyadır. Kendi dışında yaşanan olumsuz gelişmelerin (TL’nin değer kaybının) etkilerine maruz kalmaktadır. TL kullanımından kaynaklanan kriz tüm sektörleri ve tüketicileri olumsuz yönde etkilemektedir. Ne bu hükümetin ne de başka hükümetlerin bu tür parasal krizleri önleyici bir mekanizması yoktur. Yapılabilecekler ancak krizin etkilerini azaltma yönünde olabilmektedir. 

Nitekim hükümetin açıkladığı önlemlerin bir kısmı piyasalar üzerindeki maliyetleri düşürerek piyasaları canlandırmayı hedeflemektedir.  

Açıklanan tedbirlerin uygulanması ile ilgili kuralların belirgin ve tartışmaya imkan vermeyecek şekilde olması önemlidir. 

Vergi indirimine tabi olacak, ürünlerin seçiminde nasıl bir kriter uygulandığının da açıklanması gerekmektedir. Bir de ithal edilen ürünlerin gümrüklendiği fiyat ile piyasada satışa sunulduğu fiyat arasındaki marjların vergi denetimi açısından gümrük otoriteleri tarafından denetlenmesi ve vergi indirimlerinden ortaya çıkacak gelir kayıpları bu şekilde telafi edilebilmelidir. Ayrıca bütçe planlanırken öngörülmeyen bu devalüasyon kayıplarının bir kısmının Türkiye hükümeti tarafından da karşılanması gerekmektedir.”    


“Sorunlarımızın temelinde TL kullanımı değil başka yapısal sorunlar yatmaktadır”

Y.B: Türk parasından çıkalım Euro'ya geçelim diyenler var. Bu çözüm mü?

Y.S: “İstikrarlı para birimine geçiş bu tür krizleri yaşadığımız dönemlerde mutlaka gündeme gelmektedir. Evet kullanılan para birimi istikrarsız bir para birimidir ve her iki üç yılda bir bu sarsıntılar yaşanmaktadır.

Ancak sorunlarımızın temelinde TL kullanımı değil başka yapısal sorunlar yatmaktadır. Bu nedenle bu yapısal sorunlar çözülmeden kullanıma hangi para birimi alınırsa alınsın sonuç değişmeyecektir. Ancak mevcut dış ekonomik ilişkiler dikkate alındığında da TL kullanımından daha fazla kazanım elde etmemiz gerekmekteyken bu gerçekleşmemektedir. 

KKTC’nin en yoğun ekonomik ilişkileri Türkiye iledir. Yani KKTC olarak yılda yaklaşık 1.5 milyar dolar ithalat yapıyorsak bunun 1.2 milyarı (%80’i Türkiye’den yapılıyor), yılda yaklaşık 800 milyon dolar turizm, 700 milyon dolar civarı da üniversiteler yurt dışından gelir elde ediyor. Bu gelirin %70’i de Türkiye pazarından elde edilmektedir. Burada yapılması gereken Türkiye’den yapılan ithalatın TL olarak faturalanmasıdır. Böyle bir  durumda kur oynamaları piyasada bu kadar ağır hissedilmeyecektir. Aynı şekilde girdilerinin çoğunluğu Türkiye’den ithal edilen demir çimento vs olan işçilik giderleri TL olan inşaat sektöründe ithal malzemeler TL fiyatlanabilirse satışların da TL olarak fiyatlanması yoluna gidilebilecek ve ne konut alanlar ne de kiracı pozisyonunda olanlar kur oynaklığından bu derece etkilenmeyecektir. 

Etkilenmeyecek demiyorum ama etkinin bu denli yüksek olmayacağını ifade ediyorum. Ayrıca bizim yurtdışına satarak gelir elde ettiğimiz üniversite ve turizm hizmetlerimizin en büyük alıcıları da Türkiyedeki tüketiciler olduğundan bu ürünleri TL ile fiyatladığımız takdirde o pazarda rekabet edebiliriz. Oysa Euro kullanımında bu hizmetleri döviz cinsi fiyatlamaya kalktığımız anda bu tür devalüasyonlarda Türkiye pazarında herhangi bir rekabet şansımız kalmayacaktır. 

Ha eğer AB ile daha yoğun bir ticaretimiz olabilseydi, örneğin dış ticaret tüzüğü yasallaşsaydı, doğrudan uçuşlar yapılabilseydi o zaman yoğun ticari ilişkiler Euro bölgesi ile olacağından KKTC’de Euro kullanımının daha anlamlı olacağını söyleyebilirdik. O nedenle mevcut şartlarda yan tedbirler ile fiyatlamanın TL üzerinden yapılmasını sağlayarak hasarı azaltmak mümkündür.” 

Benzer Videolar