KKTC’ye gelmiş olan su İsrail’e gidecektir

Özlem ÇİMENDAL

Yahudi Dini’nin diğer dinlerden ayrıldığı önemli bir noktasının olduğunu söyleyen Mamalı, “O da, halkının tarihi bir ulustan ve tanrının seçtiği bir milletten geldiği yönündeki inançtır. Kısaca “Seçilmiş Halk” olarak adlandırılan bu dini topluluğa Tanrı tarafından bahşedilmiş bazı toprak parçaları vardır (Vaad Edilmiş Topraklar). Vaad Edilmiş Topraklar (Arz-ı Mevud) ideolojisine göre, Tanrı tarafından bahşedilmiş olan topraklar Yahudi olmayanlardan Yahudiler’e geçen topraklardır” dedi.

 

“Bölgesel sınırlar haham otoritelerince tespit edildi”

Bugün vaad edilen topraklar konusunda haham otoritelerince tespit edilen en geniş bölgesel sınırların Kuzey’de tüm Lübnan ve Suriye ile Van Gölü’ne kadar olan Türkiye topraklarının güney kısmı; Güney’de tüm Sina Yarımadası ile Kahire’nin kuzeyinden itibaren tüm Mısır; batıda Kıbrıs Adası ve doğuda tüm Ürdün ile Suudi Arabistan’ın büyük bir bölümü, tüm Kuveyt ve Güney Fırat havzası ile birlikte Irak’ın bir bölümü olduğunu ifade eden Mamalı, “İsrail’de bu sınırların arz-ı mevud olarak gösterildiği atlas, kitap, makale gibi değişik propaganda biçimleri yapılmaktadır. Kutsal Kitap, Eski ve Yeni Antlaşma (Eski Ahit ve Yeni Ahit) olmak üzere iki kısımdan oluşur. Eski Ahit Yahudiler’in, Yeni Ahit (İncil) ise Hristiyanlar’ın kutsal kitabıdır. Eski Ahit’in birçok yerinde Tanrı’nın İsrailoğulları’na vaad ettiği topraklar hakkında çeşitli bilgilere yer verilmektedir” şeklinde konuştu.

 

“Kıbrıs’ın batıda bu sınırlar içerisinde yer aldığı canlı yayında açıklandı”

“İlgili tarihte İsrailoğulları’nın bulundukları yere göre batıda Akdeniz içerisinde bulunan Kıbrıs, Hatti Ülkesi’nin egemenliğinde olan bir adadır” diyen Mamalı şöyle konuştu: “Eski Ahit veya Tevrat’ta Musa’nın ölümü sonrası lider olan Yeşu’ya, İsrailoğulları’na vaad ettiği toprakları beyan ederken “Batıdaki Akdeniz’de yer alan Bütün Hatti Ülkesi” diyerek burada Kıbrıs Adası’nı da işaret ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. 2009 yılında Türkiye’deki Fox TV’nin bir programına çıkan Askeri Mühimmat Uzmanı Ahmet Zengin isimli üst rütbeli bir astsubay, bulduğu İsrail menşeli resmi haritaları izleyenlere sunmuş ve vaad edilen toprakları gösteren bu haritalarda Kıbrıs’ın batıda bu sınırlar içerisinde yer aldığını canlı yayında gözler önüne sermiştir.” 

 

“Kıbrıs’a ne zaman ayak bastılar?”

İ.S 67 yılında Yahudiler’in Kudüs’te büyük bir isyan çıkardıklarından bahseden Mamalı, “Titus 5 aylık kuşatmanın ardından Kudüs’e girerek isyanı bastır. Kudüs’e giren Roma Ordusu büyük bir kızgınlıkla Yahudiler’e ait tüm tapınakları tahrip eder. İsyanın bastırılması üzerine Yahudiler Mısır, Bingazi ve Kıbrıs’a kaçarak yerleşirler. İ.S. 115’de bu sefer adadaki Yahudiler Roma’ya karşı büyük bir isyan başlatırlar. Liderleri Artemion’un komutasında yaklaşık 2 yıl süren bu isyanda Salamis kenti yerle bir edilir ve Yahudiler adanın kontrolünü ele geçirirler. Bu isyanda kimi kaynaklara göre 250.000, kimine göre ise yaklaşık 350.000 Kıbrıslı Helen Yahudilerce katledilir. Roma İmparatoru Tirayanus İ.S 117’de bu büyük isyanı bastırır ve çıkardığı bir yasayla Kıbrıs’taki bütün Yahudiler’i adadan atar. Yahudiler’in uzun yıllar sonra adaya toplu halde yerleşimleri ancak Osmanlı döneminde mümkün olacaktır. 1933’de Almanya’da Naziler’in iktidar olmasıyla yüzlerce Yahudi Kıbrıs’a kaçmıştır. Adanın muhtelif yerlerine yerleştirilen bu Yahudi Mülteciler’in büyük bir çoğunluğu 1941 yılında Kıbrıs’ın Hitler tarafından işgal edileceği endişesiyle adayı terk ederler. 1946-1948 yılları arasında İsrail Devleti bağımsızlığını ilan edene değin Avrupa’dan getirtilen yaklaşık 50.000 Yahudi Mağusa’daki mülteci kamplarında tutsak edilir” diye konuştu. Ayrıca Mamalı, “Ben bu araştırmamı 2011- 2014 arasında yaptım ve birçok belgeye ulaştım. Tespitlerim kaynaklara dayanmaktadır. 2014 yılında yayımladığım KIBRAİL isimli kitabımda bunlar fazlasıyla yer almaktadır" dedi.

 

“Sadece dini olarak değil siyasi açıdan da Kıbrıs’ı önemsemektedirler”

Mamalı şöyle devam etti: “Üç tarafı düşman Arap Uluslarıyla çevrili olan İsrail’in önünde bir çıkış ve belki de gelecekte kurtuluş kapısı olarak duran tek nokta Kıbrıs Adası’dır. İsrail’in güvenliği açısından doğusundaki Mezopotamya bölgesi ile batı yakasındaki Kıbrıs Adası büyük önem taşımaktadır. Bu bölgelerin kontrol altında tutulması İsrail için büyük önem ve stratejik değer arz etmektedir. Tarihte kurulmuş İkinci İsrail Devleti’ni yıkan Romalılar’ın, Filistin ve Mezopotamya’ya yayılan İngilizler’in ve yine Filistin’de bugünkü İsrail Devleti’nin kurulmasından hemen önce Büyük Britanya’nın, bir üs olarak Kıbrıs’ı kullandıklarına bakmak dahi, Adanın ne denli önemli ve kritik bir jeopolitik konumu olduğunu kolayca idrak edebiliriz. Bu manada İsrail ve Kıbrıs’ın siyasal tarihin ortaya koyduğu gerçekler ışığında birbirinden ayrık olarak ele alınması ve Kıbrıs’ın İsrail için karşı kıyısında önemsiz bir yer olarak algılanması ciddi bir hata oluşturacaktır.”

 

“Rumlar Selanik’e transfer edilerek ENOSİS fikirleri de yerine getirilmiş olacaktır”

Dünya ekonomisinin devlerinden olan büyük para imparatoru ve Siyonizm’in en büyük finansörü konumundaki Lord Rothschild’in daha 20. yüzyılın başlarında Filistin’in Yahudiler için çok küçük bir toprak parçası olduğunu, bu nedenle karşı kıyısında yer alan Kıbrıs ile beraber bazı Arap topraklarının kurulacak yeni İsrail Devleti’nin bir parçası olması gerektiğini ve bunun gerçekleşmesinin de elzem olduğunu açıkça ortaya koyduğunu dile getiren Mamalı, “11 Mart 1939’da üç Yahudi liderin, İngiltere Başbakanı Chamberlain ile birlikte Sömürgeler Bakanı Eden ve Winston Churchill’e sundukları ve oldukça olumlu karşılanan “Yahudi Sorununa Bir Çözüm” isimli stratejik planda şu ibareler yer almaktadır: “Kıbrıs’taki Rum nüfusu boşaltılarak Selanik’in bir bölgesine yerleştirilecek, Selanik’teki Yahudiler ise Kıbrıs’a getirilecektir. Böylece Kıbrıs’ta Yahudiler’e yer açılacak ve Selanikli Yahudiler, Kıbrıs’ta oluşacak yeni Yahudi toplumunun çekirdeğini oluşturacaktır. Bu amaçla yapılacak tüm masraflar Yahudi finansörler tarafından karşılanacaktır. Rumlar Selanik’e transfer edilerek ENOSİS fikirleri de yerine getirilmiş olacaktır. Bu yolla Rumlar da memnun edilecektir” dedi.

 

“Kıbrıslı Rum ve Türkler’in adadan sürülmeleri, 2. Dünya Savaşı sayesinde engellenmiş oldu”

“Bu plana göre Ada nüfusunun ilgili tarihlerde 5/6’sını oluşturan Rumlar’ın Selanik’e aktarımından sonra yerlerine gelecek Yahudi nüfus çoğunluğu karşısında Müslüman Türkler yine azınlık durumunda kalacak ve ileride adadan bertaraf edilmeleri de kolaylaşmış olacaktı” diyen Mamalı, “Bu plan, 2. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle yürürlüğe konamadan suya düşmüştür. Belki de Kıbrıslı Rum ve Türkler’in adadan sürülmeleri, 2. Dünya Savaşı sayesinde engellenmiş oldu.  Kıbrıs’ın Orta Doğu’ya giriş kapısı olduğunu bilen Yahudi idareci ve lobilerinin, adayı bu doğrultuda etkin olarak kullanabilmek ve fırsat doğarsa ele geçirebilmek arzusu içerisinde olmalarını – beğenmesek ve hoş karşılamasak dahi – onlar açısından mantıklı görebiliriz. Üç yanı Müslüman düşman kitlelerle dolu olan İsrail için Kıbrıs her zaman acil bir çıkış kapısı ve hatta geçici bir korunma bölgesi olarak görülmektedir” diye konuştu.

 

“Gelecek olan ‘su’ İsrail’e gidecektir”

İsrail’in, yeni su kaynakları bulamadığı için bugün yeni yerleşim bölgeleri açamadığından ve ülkeye Yahudi göçünü hızlandıramadığından da bahseden Mamalı, “Bu manada ABD’nin istemi doğrultusunda Türkiye’den Kuzey Kıbrıs’a taşınacak suyun ticari yollarla İsrail’e taşınma ihtimalinin yüksek olduğunu akıllarda tutmak gerekir. Kuzey Kıbrıs’ta depolanacak suyun bir kısmı adada kullanılacak ve geriye kalanı ise özel şirketlerce işletilecek ve dağıtımı yapılacaktır (Yani su ticareti yapılacaktır). Yapılacak bu su ticaretine Kuzey Kıbrıs yönetiminin müdahale etme yetkisi olamayacağı için Yahudi kökenli büyük şirketler vasıtasıyla Türkiye suyunun dolaylı yolla İsrail’e taşınması gerçekleşebilecektir. Bunun gerçekleşebilmesi için hem uluslararası hukuk açısından hem de fiili hareket anlamında bir engel bulunmamaktadır. Belki de İsrail sadece tarihsel, dinsel ve stratejik sebeplerle değil, “Su” sıkıntısına çözüm yaratmak için de Kıbrıs üzerinde fiilen etkili olabileceği ortamı bugün yakalamış veya şimdiki statükonun oluşmasını beklemiştir. Shimon Peres’in “Nüfus artıyor. Suyu üretmek için imkan oluşturamazsak bu kez su için savaşacağız” ve İsrail Hayfa Üniversitesi’nden Prof. Arman Sofer’in “Orta Doğu’da su kaynaklarının kullanımı yüzünden savaş çıkacak” sözlerini bu anlamda iyi değerlendirmek gerekir. Hangi açıdan bakacak olursak olalım “Dinsel, Tarihsel, Stratejik, Su veya Coğrafik”; İsrail için Kıbrıs büyük öneme sahip bir adadadır. Büyük Orta Doğu Projesi kapsamında ABD’nin Kıbrıs’a olan hakimiyetçi bakış açısını da birlikte değerlendirdiğimizde, Adanın yakın zaman içerisinde önemli ve sürpriz gelişmelere gebe olduğunu tahmin etmek pek zor olmayacaktır. ABD’nin yavrusu ve Orta Doğu şubesi konumundaki İsrail’in güvenliği açısından Amerikan yönetimi Kıbrıs ile doğrudan doğruya yakın ilişki içerisinde bulunmak durumundadır. ABD, AB üyesi olması nedeniyle bugün için tüm Kıbrıs üzerinde bir hakimiyet veya üs kurma şansını zora sokmuş olsa da adanın kuzeyindeki Türk bölgesinden somut olarak faydalanabilme ve hatta yeni üs kurma seçeneklerinden birini kullanabilme şansını –tabi ki İsrail ile birlikte- halen elinde tutmaktadır” ifadelerini kullandı.

 

“KKTC’den toprak alımı için 300’den fazla şirket kurdular”

Bir İsrailli’nin veya herhangi bir yabancının Kuzey Kıbrıs’tan dönümlerce arazi veya birden çok konut satın alabilmesinin kanunen mümkün olmadığının altını çizen Mamalı, “Ancak çoğunluk hisseleri KKTC vatandaşı kişi veya kişilerin elinde olan bir şirket “Yerli” statüye sahip olmakta ve Kuzey Kıbrıs üzerinde sınırsızca gayrımenkul satın alabilmektedir. Resmi kayıtlarda yerli şirket olarak görülmesine rağmen buradaki yerli ortaklar, aslında ortaklık amacı dışında başka bir amaçla şirkette yer almaktadır. Bu şirketin sermayesi de İsrailli ortak/ortaklar tarafından konmakta olup diğer yerli ortaklar ya göstermelik olarak veya belirli bir maddi menfaat karşılığında ortaklık makamını işgal etmektedir. Bu görüntü sonucunda şirket, yerli gibi görünüp taşınmaz mal edinmede ve inşaat yapmada herhangi bir sınırlamaya tabi olmamakta ayrıca dıştan bakıldığında bu toprakları satın alanların kim olduğu da kolayca anlaşılamamaktadır. Doğal olarak bu tür şirketler aslında azınlık hisselerine sahip İsrailliler tarafından kontrol edilmektedir. Elde ettiğimiz yüzlerce resmi belge ve döküman ışığında rahatlıkla söyleyebiliriz ki bu şekilde kurulmuş şu anda 300 civarında –belki de daha fazla- şirket bulunmaktadır. Ve sayıları da her yıl artmaktadır” dedi.

Benzer Videolar