“Hükümet vatandaşın iradesini yansıtmıyor”
CTP Milletvekili Erkut Şahali, Yeni Bakış Web TV’de katıldığı programda gündeme dair soruları yanıtladı
Şahali: “Son 4 yılda ihalelerin uzmanlık alanı olmayanlara verilmesini her alanda gördük ki buralarda nemalanma olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz. İşte Güngör Çöplüğünde yaşanan hikayeye baktığımız aman son 4 yılda ülkede yaşananların özetini görebilirizi bu yüzden söylüyoruz.”
Şahali: “AKSA ile yapılan protokolde, ‘Yapılacak fizibilite çalışması sonrasında, kablo ile elektrik getirilmesine karar verilirse, tüm ihtiyaç Türkiye’den karşılanacaktır’ maddesi var. Bu maddeden anlıyoruz ki eğer kablo ile elektrik getirilirse bizim ülkemizde herhangi bir üretim yapılamayacak.”
Şahali: “Geldiğimiz noktada, ‘sağolsun Türkiye santrallerin bakımını yapıyor’, ‘sağolsun Türkiye taşınan yakıtın navlun parasını ödüyor’ deniliyor. Türkiye sağolsun da, ‘Her işi Türkiye yapacaksa size ne gerek var’ denilmez mi?. ‘Hakikatten şu anda gerçekten size ihtiyaç var mı?’.”
Şahali: “UBP kurultayına katılan 5 aday içerisinde en az oyu alan Ünal Üstel bu gün Başbakanlık koltuğunda oturuyor. İşte bu nedenle şu anki hükümet seçmenin iradesini yansıtmıyor diyoruz. Tüm bu yapılanlar Türkiye tarafından yapılmıştır ve Türkiye bu kabiliyetsizleri kendisine doğrudan tabi olsun diye bu makamlara oturtmuştur.”
Yeni Bakış Özel
Cumhuriyetçi Türk Partisi Milletvekili Erkut Şahali dün Yeni Bakış Web TV’de Ufuk Çağa’nın sunduğu “Güne Yeni Bakış” programının konuğu oldu. Şahali gündeme dair açıklamalarda bulunduğu programda, “ülkeyi şu anda kim yönetiyor?” sorusuna, “ülkeyi kimin yönetmediği çok belli” diyerek, hükümetin atanmış olduğunu belirtti.
Erkut Şahali’nin açıklamaları şöyle oldu;
“İhalelerde amaç ihtiyacın giderilmesi değil hep birilerine avantaj sağlamak içindir”
“Güngör Çöplüğü uzun zamandır yanıyor ve vatandaşlar da zehirlenmeye devam ediyor. Aslında Güngör Çöplüğünün hikayesi ülkenin hikayesidir. Güngör’de işler iyi giderken yandaşlara avantaj sağlamak amacıyla hükümet bir operasyon yapınca durum çığırından çıktı. Aslında ayni senaryoyu birçok yerde gördük, ayni senaryo elektrikte de uygulandı. İşler yolunda giderken, Teknecik tam randımanlı çalışırken, gerekli bakımlar düzenli yapılırken, deposu yakıt dolu iken, kasada parası varken, sırf AKSA’ya saltanat düzeni yaratılsın diye yapılan operasyonlarla ülke elektriksiz kaldı, insanlar, işletmeler mağdur edildi. Yine bugün ülkede yaşanan ilaç sıkıntısı da hükümet eliyle yaratılan bir sıkıntıdır. Çünkü ülkede açılan ihalelerde amaç ihtiyacın giderilmesi değil hep birilerine avantaj sağlamak içindir. Dolayısı ile ihalelerde yapılan bu cambazlıkların olumsuz yansımasının bedelini vatandaşlar ödemek zorunda kalıyor”
“İhalelerde nemalanma var”
“Uzun zamandan beridir Güngör Çöplüğü yanlış kullanılmaktadır. Burası bir ayrıştırma tesisidir, depolama tesisi değildir. Ancak bu çöplük şu anda, gelen çöpü kabul eden ancak ne yapacağını bilmeyenler tarafından işletilmektedir ve bu hükümet eliyle sağlanan bir sorundur. Bu konuyla ilgili herhangi bir birikimi ve tecrübesi olmayan işletme de yaptıklarıyla vatandaşın zehir solumasına neden olmuştur. Tabi ki bugün yaşanan sorunların esas sorumlusu, Güngör Çöplüğünü ihtisas alanı perdecilik olan bir işletmeye herhangi bir referans istemeden verenlerdedir. Son 4 yılda ihalelerin uzmanlık alanı olmayanlara verilmesini her alanda gördük ki buralarda nemalanma olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz. İşte Güngör Çöplüğünde yaşanan hikayeye baktığımız aman son 4 yılda ülkede yaşananların özetini görebilirizi bu yüzden söylüyoruz.”
“Sorumlu işletme değil devlettir”
“2019 yılından günümüze kadar ülkede ağır aksak işleyen, yerine göre iyi işleyen tüm kamu kurumları gerek siyasi gerekse ekonomik çıkarlar uğruna yerle bir edilmiştir. Aslında ülkede olanları vatandaşların büyük bir çoğunluğu bilmektedir ve hükümete olan tepkiler de çok büyük boyutlara ulaşmıştır. Aslında İyi İdare Yasamız var ve vatandaşlar bu yasayı yeri geldiğinde kullanabilir. Örneğin Güngör Çöplüğündeki yangın dolayısıyla mağduriyet yaşayan, bireysel konforu sekteye uğrayan vatandaşlar tazminat davaları açabilirler. Bu tarz davalar birçok ülkede oldukça da yaygındır. Çöplükle ilgili dava açılacaksa bunun sorumlusu devlet olacaktır. Veya elektrikle ilgili davalar açılırsa sorumlu yine devlet olacaktır. Çünkü Güngör’de iş yapan işletmeye bu görevi devlet teslim etmiştir ve burada olabilecek her türlü sorundan da birinci derece sorumlu olan devlettir. Diyelim ki bir vatandaşımız bir tazminat davası açtı ve 10 liralık davayı kazandı. Bu 10 lirayı devlet kendi kasasından çıkarmaz. İyi İdare Yasası kapsamında Göngör Çöplüğünden dolayı mağdur olup dava açıp kazanan vatandaşa 10 lirayı, Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu’na rücu ederler. Yani makamlarda oturan kişilerin kendi alanlarında yaşanan mağduriyetlerle ilgili sorumlulukları vardır.”
“Detaylı planlar hazırlamıştık”
“Elektrik konusunda şu anda her ne yaşıyorsak, ısmarlama yaşıyoruz. 2019 yılında biz hükümetten giderken, Teknecik’te tüm santraller tıkır tıkır çalışıyordu, periyodik bakımları aksamadan yapılıyordu, yakıt stoku vardı, kurumun kasada parası vardı kısacası sorunsuz bir kurum vardı. Yine 2019 yılında biz iktidarda iken, gelecekteki enerji ihtiyacını da hesaplayarak yeni santrallerin alınabilmesi için Bakanlar Kurulu kararı almıştık. Ancak hemen ardından biz iktidardan gittikten sonra yeni santral alımı rafa kalktı. Bu konuda El-Sen eylem yaptı, o deönemin ilgili bakanı Hasan Taçoy eylemler nedeniyle dönüp El-Sen ile protokol imzaladı ve protokolde santral alımı olmasına rağmen iş savsaklandı ve gelinen noktada gizli kapaklı bir şekilde yine AKSA ile protokol imzalandı. Oysa biz, bir yatırım planı hazırlamıştık. Plan bu işin uzmanları tarafından, nüfus artışı dolayısı ile yapılacak yeni konut sayısı hesaplanarak yapılmıştı. Hatta hazırlanan planda AKSA’nın ülkeden ayrıldığı zaman ihtiyaç duyulacak enerji miktarı da hesaplanarak bu plan yapılmıştı. Ama dediğim gibi 4’lü koalisyon hükümetinin gitmesi ile birlikte, uygulamaya konan plan doğrultusunda yapılan ilk iş bu planın uygulamadan kaldırılması oldu.”
“Size ihtiyaç var mı?”
“Ülkemizde elektrik kesintilerinin yaşanmasının en büyük sebebi, Teknecik’te periyodik bakımların yapılmamasıdır ve bu bilerek, isteyerek yapılmaktadır çünkü hedef AKSA’ya yaratılan cennet ortamının devamını sağlamaktır. Düşününüz Teknecik’teki üretim kapasitesi 410 megawattır ancak bakım yapılmadığı için şu anki kapasite 210 megawata kadar düşmüştür. Bu tam anlamıyla bir skandaldır, bu bakımlar yapılmadığı için vatandaşlar hem elektrik kesintileri nedeniyle mağdur ediliyor hem de elektrik ihtiyacı daha pahalı fiyattan AKSA veya güneyden karşılanarak vatandaşlara ek yük bindirilmektedir. Geldiğimiz noktada, ‘sağolsun Türkiye santrallerin bakımını yapıyor’, ‘sağolsun Türkiye taşınan yakıtın navlun parasını ödüyor’ deniliyor. Türkiye sağolsun da, ‘Her işi Türkiye yapacaksa size ne gerek var’ denilmez mi?. ‘Hakikatten şu anda gerçekten size ihtiyaç var mı?’.”
“Tüm ihtiyaç Türkiye’den karşılanacaktır”
“Şimdilerde, ‘Sağolsun Türkiye kabloyu AKSA’ya yaptıracak’, ‘elektrik sorunu bitecek’ deniliyor. Ancak AKSA ile imzalanan protokolde elektrik tek yönlü olarak Türkiye’den gelecek yazıyor. Yani bizim ülkemizde örneğin güneş enerjisinden üretilecek fazla elektrik enerjisi Türkiye’ye aktarılamayacak. Protokolde, ‘Yapılacak fizibilite çalışması sonrasında, kablo ile elektrik getirilmesine karar verilirse, tüm ihtiyaç Türkiye’den karşılanacaktır’ maddesi var. Bu maddeden anlıyoruz ki eğer kablo ile elektrik getirilirse bizim ülkemizde herhangi bir üretim yapılmayacak. Yani ülkemizde var olan güneş panellerinin, güneş paneli tarlalarının üreteceği enerjinin ne olacağı belli değildir. Ve hatta bol ve uzun süre güneş gören ülkemizde, temiz enerjiye tüm dünyada yatırım yapıldığı bu dönemde, potansiyel olan güneş enerjisini kullanamayacağız. Belki doğru yatırım yapılırsa enerjiden para kazanma olasılığımız da bu protokolle ortadan kalkmış olacaktır. Halbuki daha önce yapılan açıklamalarda, enerjinin çift yönlü kullanılacağından bahsetmişlerdi fakat bu da yalan çıkmış oldu.”
“Hükümet seçmenin iradesini yansıtmıyor”
“Bu ülkeyi şu anda kimin yönetmediği çok bellidir. Görev başında bulunanlar şu anda bu ülkeyi yönetmiyor, bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ülkede sorunlar he gün yuvarlana yuvarlana çığ misali büyümeye devam ediyor ve daha karmaşık hale geliyor. Ve bu hükümetin sorunları çözme gibi bir gailesi de yoktur. Çünkü bu hükümet birileri makamlarda otursun diye kuruldu, iş yapsınlar diye kurulmadı. Bu hükümet KKTC vatandaşlarının iradesini yansıtan bir hükümet değildir. Öyle olsaydı bu hükümet olmazdı. Son yapılan seçimlerde UBP’nin başında Faiz Sucuoğlu vardı ve seçimi kazanan da oydu. Ancak Sucuoğlu, kendisinin de belirttiği gibi Türkiye tarafından kabul görmediği için bugün Başbakan değil, hatta bakan bile değildir. UBP kurultayına katılan 5 aday içerisinde en az oyu alan Ünal Üstel bu gün Başbakanlık koltuğunda oturuyor. İşte bu nedenle şu anki hükümet seçmenin iradesini yansıtmıyor diyoruz. Tüm bu yapılanlar Türkiye tarafından yapılmıştır ve Türkiye bu kabiliyetsizleri kendisine doğrudan tabi olsun diye bu makamlara oturtmuştur.”
“Buram buram provokasyon kokuyor”
“Apostolos Andreas Manastırına yapılması gündeme gelen mescit, kuran kurslarına Eğitim Bakanlığınca izin verilmesi hep bir plan çerçevesinde yapılmaktadır. Hristiyan dünyası için manevi değeri oldukça yüksek olan Apostolos Andreas’a mescit yapılmak istenmesi buram buram provokasyon kokmaktadır. Ayni olayı Müslümanlar için manevi değeri olan Hala Sultan’a şapel yapılıyor, şeklinde duysa idik bizlerin acaba tepkisi ne olurdu diye sormak lazım. Bu tarz girişimler, özellikle ekonomik anlamda ihtiyacımız olan, güneyden kuzeye geçen Kıbrıslı Rumlar üzerinde olumsuz bir etki yaratacağı, bazılarının bu taraf geçmekten vazgeçeceği hiç düşünülmüyor. Atılan bu adımın bizlere ne kazandıracağı ne kaybettireceği hiç hesaplanmadan atılan bir adım olarak ben görüyorum. Bu gün yaşadığımız bir gerçek, ‘Rumların yapacağı alışverişe kısacası harcayacakları Euro’lara ihtiyacımız var’. İşin ekonomik boyutu haricinde, son dönemlerde gerek din kursları, gerek insanlarımızın yaşam tarzları üzerinden de politikalar ve söylemleri çok sık duymaya başladık. Biz Cumhuriyetçi Türk Partisi olarak bu konularla ilgili duruşumuzu çok önceden ortaya koyduk ve bundan sonra da koymaya devam edeceğiz.”