Çözüm inisiyatifi yitirildi

Vural, Toplumlararası müzakerede şu anda bir kriz yaşadığını belirterek, “İki toplum lideri arasında çözümlenmesi kısa vadede mümkün görünmeyen bir güven bunalımının hüküm sürdüğü ve Kıbrıs eksenli çözüm inisiyatifinin oldukça zayıfladığı bir dönemden geçmekteyiz” dedi.

 

 Vural,krizin nedenlerinden birinin Güney Kıbrıs’ta 2018’in Şubat ayında yapılacak başkanlık seçimleri olduğunu belirterek, “Diğer bir faktör ve bugünkü çıkmazın en önemli nedeni ise, tarafların üzerinde şimdiye kadar mutabık kaldıkları metodolojidir. Yani, hedefe hangi araçlarla, hangi süreçler aracılığıyla ve hangi aşamalardan geçilerek varılacağına ilişkin mevcut ilke ve inanışlar şimdiki çıkmazı ve iki lider arasında derinleşen güvensizliği tetikleyen en önemli nedendir” diye konuştu.

 

Bu metodolojinin ana omurgasını oluşturan ‘Her şey üzerinde uzlaşılmadan hiçbir şey üzerinde uzlaşılmış olunmaz’ ilkesi hem mevcut yeni krizleri tetiklemekte hem de iki tarafın krizden çıkış için kullanabileceği yeni olanak ve unsurları etkisiz hale getirmektedir. Bu nedenle ayni metodolojiye dayalı yeni bir sürecin de benzer bir akıbetinin olması neredeyse kaçınılmazdır” dedi.

 

Tarafların ‘her şey üzerinde uzlaşmadan hiçbir şey üzerinde uzlaşmış olmayacağız’ ilkesi nedeniyle önkoşullara sarıldıklarını vurgulayan Vural, “Tarafların büyük bir memnuniyetle sarıldıkları bu ilke ‘çözüm ve barış sürecinde hareketsizliği, ‘bekle gör’ siyasetini ve ‘uzlaşamıyorsak ayrılalım’ yaklaşımlarını teşvik etmektedir.

 

 

Eniz ORAKCIOĞLU

 

DAÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Yücel Vural, Kıbrıs Müzakere Sürecinde gelinen aşamayı  Yeni Bakış’a değerlendirdi.

 

 

“En önemli neden metodolojidir”

 Prof. Dr. Yücel Vural, Toplumlararası müzakerelerin şu anda bir kriz yaşadığını belirterek, “İki toplum lideri arasında çözümlenmesi kısa vadede mümkün görünmeyen bir güven bunalımının hüküm sürdüğü ve Kıbrıs eksenli çözüm inisiyatifinin oldukça zayıfladığı bir dönemden geçmekteyiz. Güney Kıbrıs’ta 2018’in Şubat ayında yapılacak başkanlık seçimleri bu krizin sürdürülmesi yönünde etki yapan kısa vadeli bir faktördür. Ama bugün yaşanmakta olan çıkmazın sadece seçimlerden kaynaklandığını varsaymak, diğer ve daha önemli faktörleri hesaba katmamak, çıkmazın daha da derinleşmesine fırsat vermek anlamına gelecektir. Bugünkü çıkmazın en önemli nedeni tarafların üzerinde şimdiye kadar mutabık kaldıkları metodolojidir. Yani, hedefe hangi araçlarla, hangi süreçler aracılığıyla ve hangi aşamalardan geçilerek varılacağına ilişkin mevcut ilke ve inanışlar şimdiki çıkmazı ve iki lider arasında derinleşen güvensizliği tetikleyen en önemli nedendir. Bu metodolojinin ana omurgasını oluşturan ‘her şey üzerinde uzlaşılmadan hiçbir şey üzerinde uzlaşılmış olunmaz’ ilkesi hem mevcut yeni krizleri tetiklemekte hem de iki tarafın krizden çıkış için kullanabileceği yeni olanak ve unsurları etkisiz hale getirmektedir. Bu nedenle ayni metodolojiye dayalı yeni bir sürecin de benzer bir akıbetinin olması neredeyse kaçınılmazdır” dedi.

 

“Çıkmazın perde arkası güvenlik ve garantilerdir”
Vural, sözlerine şu şekilde devam etti; “Bugünkü çıkmazı perde gerisinden etkileyen diğer  önemli bir faktörün de güvenlik ve garantiler meselesinde ortaya çıkan ve kısa vadede çözümü zor olan görüş farklılığı olduğu anlaşılmaktadır. Mevcut bilgilerimize göre kendini bölgesel bir güç olarak tanımlayan Türkiye bu konumunun pekiştirilmesi amacıyla Garanti ve İttifak anlaşmalarında ciddi bir revizyon yapılmasını kendi ulusal çıkarları açısından uygun görmemektedir. Kıbrıs Rum tarafı ise güvenlik ve garanti meselesinin yeni parametreler ışığında ele alınmasında ısrar etmektedir. Bu çelişki, diğer bölgesel ve global güçlerin de yakın ilgi duyduğu bir konuyla alakalıdır. Bölgedeki istikrarsızlık ve yeniden yapılandırma çabaları nedeniyle ve iki liderin ortak inisiyatifinin olmadığı koşullarda bu sorunun müzakereler yoluyla çözümü zorlaşmaktadır.”

“Uzlaşamıyorsak ayrılalım yaklaşımları teşvik edilmektedir”

Anastasiadis görüşmede sunduğu ön koşullara yönelik, tarafların ‘her şey üzerinde uzlaşmadan hiçbir    şey üzerinde uzlaşmış olmayacağız’ ilkesi nedeniyle önkoşullara sarıldıklarını vurgulayan Vural, “Tarafların büyük bir memnuniyetle sarıldıkları bu ilke ‘çözüm ve barış sürecinde hareketsizliği, ‘bekle gör’ siyasetini ve ‘uzlaşamıyorsak ayrılalım’ yaklaşımlarını teşvik etmektedir. Sayın Anastasiadis ‘bekle gör’ siyaseti uygulamaktadır. Sayın Akıncı ise, niyeti bu olmamakla birlikte,  zemini hazırlanmamış bir uluslararası konferans üzerinde ısrar ederek Kıbrıs Rum tarafına ‘uzlaşamıyorsak ayrılalım’ mesajının iletilmesine sebep olmaktadır. Her iki liderin tüm konuları kendi aralarında müzakere edebilmesi gerekmektedir. Bu müzakerelerden çıkacak kısmi ve genel uzlaşmalar, uygun bir zamanda, uygulamaya ilişkin gerekli adımlarla birlikte kamuoyuna açıklanmalıdır” şeklinde konuştu.

“Müzakerelerin çökmesi için yeni bir nedenimiz var”

Cumhurbaşkanı Akıncı’nın önerilerine yönelik, Tarafların şimdiye kadar konuları bir paket içinde niye ele almadıkları ya da alamadıklarının incelenmesi gerektiğine dikkat çeken Vural, “Barış sürecinin basit bir ‘Al-Ver’ mantığına dayandırılamayacağı söylenebilir. Burada barış sürecine uygun olan terminoloji, ‘Al-Ver’ değil ‘Federal Kıbrıs’a geçiş adımlarıdır. Geçiş bir süreçtir ve bu süreçte aktörlerin ve rollerinin, kullanılacak araçların tanımlanması gerekir. Hedef bilindiğine göre tarafların bu hedefe dönük adım atmaları en makul yöntemdir.  Temelleri sağlam olmayan bir barış sürecinde sürekli olarak ‘Al-Ver’ hatırlatması ve ısrarı her iki taraf için de ciddi açmazlar yaratmakta ve tarafları sürdürülebilir bir süreçten uzaklaştırmaktadır. Sayın Akıncı’nın dile getirdiği ‘sondaj çalışmalarının ertelenmesi’ önerisinin Rum tarafınca reddedileceği ayan-beyandı. Gerçek bu olduğuna göre böyle bir teklif niye yapılmaktadır? Hele de önemli uluslararası güçler bu konuyu Kıbrıslı Rumların yönetimindeki  ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarıyla ilişkili görürken.  Ayrıca ayni güçler Kıbrıs’a ait doğal zenginliklerin Kıbrıslı Türkler dahil tüm Kıbrıslılara ait olduğunu ilan etmişken!  Anlaşıldığı kadarıyla Kıbrıs’a ait doğal zenginlikler de kapsamlı çözümün bir parçası durumuna getirilmiştir. Yani, toplumlararası müzakerelerin bugün ya da yarın çökmesi için yeni bir nedenimiz vardır!” dedi.

“İnisiyatif yitirildi”
Vural, sözlerine şu şekilde son verdi; “Kıbrıslı liderlerin ortak inisiyatifinin olmadığı bir süreç başarılı olmayacaktır. Bu inisiyatif sayın Akıncı’nın seçilmesiyle birlikte gündemdeydi. Şimdi yitirildi. Dolayısıyla kısa vadede bir değişim ancak dışarıdan gelebilecek bir müdahaleyle mümkün olabilir. Böyle bir müdahale ise şimdilik öncelikli bir konu gibi görünmemektedir. Bundan sonraki süreçte barış ve çözüm konusunda samimi olan siyasal güçlerin toplumlararası ilişkilerin normalleştirilmesine ne ölçüde katkı yapacakları önem taşımaktadır. Her iki toplum liderine dönük beklentilerin ifade edilmesi, onların bazı girişimlere davet edilmesi ve sürecin canlandırılmasında liderlerin rolüne atıfta bulunulması meşru ve anlaşılabilir bir davranış olmakla birlikte yeterli değildir.”

Benzer Videolar