“BANDANA” KARARINA TEPKİ YAĞDI

Bakanlar Kurulu tarafından onaylanan yeni disiplin tüzüğüyle ilk kez başörtüsüne getirilen yeni düzenlemeye birçok kesimden tepki yağdı. Öğrencilere sadece sade bone ve bandana takma izni verilirken, bundan böyle okul idarelerinin bu konudaki yetkisi de kaldırıldı

Düzenlemeye göre, öğrencilerin dini inançları gereği başlarını örtmek istemeleri hâlinde, yalnızca bone üzerine bandana takmalarına izin verilecek. Bone ve bandananın sade ve düz renkte olması şartı yer alırken, bone ve bandananın üzerinde herhangi bir şekil, desen, yazı, sembol veya işaret olmayacak Kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından birçok kesimden tepki yağdı. Başta tepki gösteren KTOEÖS Başkanı Selma Eylem, “Koltuk uğruna boyun eğen, geleceğimize ihanet eden kuklalara karşı da talimatları veren ve organize edip dayatanlara karşı da öğretmenlerimiz ve sendikamız boyun eğmeyecek” ifadelerini kullanırken, 4’ncü Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’dan da tepki geldi Mustafa Akıncı, açıklamasında, “Eğitimde asıl olan, çocukların başının içi ile ilgilenmek; onların okuyan, düşünen, sorgulayan özgür bireyler olarak yetişmelerini sağlamaktır. Başlarının dışı için kararı kendi iradeleriyle davranabildikleri yaşa ulaşınca kendileri verirler” dedi Tufan Erhürman: Bone üzerine bandana…Böyle bir tüzük değişikliği yaptığınız zaman toplumda “laik eğitim” ve “özgürlükler” üzerinden bir tartışma, hatta cepheleşme yaratacağınızı bilmiyor olamazsınız (bilmiyorsanız, ülkeyi yönetme gibi bir işe zaten soyunamazsınız) Mine Atlı: Hayatım boyunca ifade özgürlüğünü ve bu bağlamda inanç özgürlüğünü savundum. Ömrümün sonuna kadar da savunmaya devam edeceğim. Bir insan ile Allah arasındaki ilişkiye hiçbir devletin karışma hakkı olmadığı gibi, kimsenin ibadetine de devletin müdahale etme hakkı olmamalıdır Kudret Özersay: Atatürk’ün ortaya koyduğu çağdaş eğitim vizyonundan ve özellikle laiklikten sapılmasını Kıbrıs Türk Halkının kabul etmesi mümkün değildir Bağımsızlık Yolu Parti Meclisi Üyesi Cansu Nazlı ise açıklamasında, 18 yaşından küçük herkesin çocuk olduğunu belirtti, kız çocuklarını istismara daha açık hale getirecek hiçbir düzenlemeyi asla kabul etmeyeceklerini vurguladı ve ülkede hiçbir çocuğun güvende olmadığını savundu Yeni Bakış Bakanlar Kurulu tarafından onaylanan yeni disiplin tüzüğüyle ilk kez başörtüsüne getirilen yeni düzenlemeye birçok kesimden tepki yağdı. Düzenlemeye göre, öğrencilerin dini inançları gereği başlarını örtmek istemeleri hâlinde, yalnızca bone üzerine bandana takmalarına izin verilecek. Bone ve bandananın sade ve düz renkte olması şartı yer alırken, bone ve bandananın üzerinde herhangi bir şekil, desen, yazı, sembol veya işaret olmayacak. Öğrencilere sadece sade bone ve bandana takma izni verilirken, bundan böyle okul idarelerinin bu konudaki yetkisi de kaldırıldı. Tepki yağdı Mustafa Akıncı: “Eğitimde asıl olan, çocukların başının içi ile ilgilenmek” “Eğitimde asıl olan, çocukların başının içi ile ilgilenmek; onların okuyan, düşünen, sorgulayan özgür bireyler olarak yetişmelerini sağlamaktır. Başlarının dışı için kararı kendi iradeleriyle davranabildikleri yaşa ulaşınca kendileri verirler.” Tufan Erhürman: “Bone üzerine bandana…” “Böyle bir tüzük değişikliği yaptığınız zaman toplumda “laik eğitim” ve “özgürlükler” üzerinden bir tartışma, hatta cepheleşme yaratacağınızı bilmiyor olamazsınız (bilmiyorsanız, ülkeyi yönetme gibi bir işe zaten soyunamazsınız). Bunun gibi, tartışmaya, cepheleşmeye açık ve yanı başımızda, Türkiye’de yıllarca önemli sorunlar yarattığı bilinen bir alanda bir düzenleme yapmayı gündeminize aldıysanız, bunu etraflıca değerlendirir, yetkili kurulları toplar, başta öğretmenler olmak üzere, ilgili ve özellikle de uzman tüm kesimlerle gerekli istişareleri yapmadan böyle bir karar üretmezsiniz. Böyle bir kararın İlahiyat Koleji’nde de, diğer okullarda da bugüne kadar yapılan uygulamaları, doğal olarak tüm öğrencileri, okul idarelerini, öğretmenleri etkilemesi, sıkıntıya ve zor duruma sokması umurunuzdaysa tabii! Bir de küçücük çocuklarımızın bu tartışmalardan olumsuz etkilenmesinin, zaten sorunlar yumağına dönüştürdüğünüz eğitimin, bugüne kadar olmayan bir sorun eklenerek daha da keşmekeşe dönüşmesinin gailesini çekiyorsanız eğer! Bone üzerine bandana!.. Ne kadar yaratıcı bir “çözüm” değil mi? “Becerdiniz” ve yarattığınız bin bir türlü sorunla zaten uğraşmak zorunda bıraktığınız toplumu bir de bu cepheleşmenin içine soktunuz. Tartışan büyükler belki ama konu çocuklar. Ve hepsinin bu tartışmalara erişimleri var. Hangisi okurken kafasından ne geçiyor, bu tartışma hangisini nasıl etkileyecek tahmin etmek mümkün değil. Kim ne derse desin, an itibarıyla bu tartışmanın içine girip ördüğünüz saçmalık duvarına yeni taşlar dizmek niyetinde asla değilim. Konu çocuklarımız ve sorumlulukla davranmak şart. Derhal yetkili kurulları toplayın, uzman görüşlerini alın ve akla, mantığa uygun, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni de, laikliği de, özgürlükleri de bir arada değerlendirerek, olmayan ve sizler tarafından yaratılan sorunu çözecek kararları üretin. Biz de buradayız!.. Kim ne için, ne kadar uğraşırsa uğraşsın, bu ülkede bunca sorunla uğraşmak zorunda bırakılan insanlarımızın, özellikle de çocuklarımızın cepheleştirilmesine, daha fazla kamplara bölünmesine asla müsaade etmeyeceğiz.” Mine Atlı: “Çocukların geleceği, onların özgür iradesine ve sağlıklı gelişim haklarına saygı gösterilerek şekillenmelidir” “Hayatım boyunca ifade özgürlüğünü ve bu bağlamda inanç özgürlüğünü savundum. Ömrümün sonuna kadar da savunmaya devam edeceğim. Bir insan ile Allah arasındaki ilişkiye hiçbir devletin karışma hakkı olmadığı gibi, kimsenin ibadetine de devletin müdahale etme hakkı olmamalıdır. Ancak küçük kız çocuklarının başlarının okulda örtülmesine izin veren zihniyet, yukarıda bahsettiğim özgürlükçü zihniyetin ürünü değildir. Bu, siyasetin inanca müdahale ettiği, laiklik ilkesinin ihlal edildiği ve çocukların seçim haklarının ellerinden alındığı bir anlayışın sonucudur. İnanç özgürlüğü, bireylerin kendi hür iradeleriyle seçim yapabilmeleriyle anlam kazanır. Çocukların geleceği, onların özgür iradesine ve sağlıklı gelişim haklarına saygı gösterilerek şekillenmelidir.” Selma Eylem: “Saldırının bu yeni boyutuna karşı her türlü mücadeleyi vermeye devam edeceğiz” “Bakanlar Kurulu bir gecede sessiz sedasız karar alarak ilkokul, ortaokul ve lise çağındaki çocuklarımızın başının örtülmesini sağlayacak Disiplin Tüzüğü değişikliği yapmıştır. Uzun süredir artan şiddet ve akran zorbalığıyla ilgili güncellenmesi gerektiğini verilerle, önerilerle ortaya koyan sendikamız, yasal mevzuata uymayacak şekilde değiştirilen ve sadece bu madde eklenen siyasi tüzük dayatmasına, saldırının bu yeni boyutuna karşı her türlü mücadeleyi vermeye devam edecektir. İlahiyat kolejiyle, Kuran kurslarıyla, vakıf, dernek, tarikat yapılanmaları, zikir evleri, Çanakkale ve benzeri kamplar, kültür anlaşması adı altında misyonerlik çalışmaları ve dini sembol takan öğretmen atamalarıyla AKP’nin Türkiye’de olduğu gibi ülkemizde de yapmak istediği eğitimde dinî muhafazakarlaştırma, dindar nesil yetiştirme, sorgulamayan, biat eden bir toplum modeli yaratmaktır; bu hedefle ortaya koyduğu ideolojik politikalardır. Bu çerçevede tüm okullar imam hatipleştirilmeye çalışılmakta, Kıbrıs Türk toplumuna dayatılan ekonomik, siyasi, sosyal politikaların kalıcılaşması için Türkiye’de olduğu gibi burada da toplumsal farklılıkları ve hoşgörüyü yok etmeye, bölmeye, halkı birbirine düşman etmeye uğraşılmaktadır. Bünyemize uymayan dayatmalarla, kötü örneklerle, eğitimle, dinle, ithal örgütlerle sürekli bölünme, cehalet, çatışma örgütlenmektedir. Toplumumuzun hiç yaşamadığı yeni çatışma alanları yaratılmak istenmektedir. Toplumumuza dayatılanlar normalleştirilmeye, ihtiyaçmış gibi gösterilmeye çalışılmaktadır.  Bunun ne bir özgürlük ne de kıyafet meselesi olmadığı açıktır. T.C. elçiliğinde çalışılıp kuklalar aracılığıyla hayata geçirilen birçok örnekle karşı karşıya kalmaktayız. Sınıfsal ve toplumsal haklar gasp edilip geri götürülürken seyirci kalınmamalı; bilimsel, laik eğitim ve toplum yapısı için, toplumumuzun geleceği için bedel ödeyerek direnen öğretmenlerimiz ve sendikamızla dayanışma içerisinde olunmalıdır. Türkiye 1995 yılında BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin bazı önemli maddelerine “çekince” koyarak çocuklar arasında etnik köken, din ya da kültüre dayalı ayrımcılık yapmayı meşrulaştırmıştır. Eğitimde imam hatipleştirmeyle, din dersi sayısının artırılması, her okulda mescit açılmasının zorunlu olması, başörtüsünün 9 yaşındaki kız çocuklarına kadar indirilmesi, kız ve erkek öğrencilerin okullarının ayrıştırılması, kamusal alanda da bu ayrıştırmanın yapılmasına yönelme, dinî, muhafazakâr bir toplum yaratma hedefi taşır. BM Çocuk Hakları Sözleşmesi, 18 yaşından küçük herkesin çocuk olduğunu ortaya koyar. 18 yaşından küçük kız çocuklarının örtülmesi, bir özgürlük alanı olarak nitelendirilip meşrulaştırılamaz. İktidarın politikalarıyla ele alındığında bu uygulama kız çocuklarına yönelik baskı, ayrımcılık ve istismardır, kabul edilemezdir.  AİHM kararlarında, anayasamızda devletin dini yoktur ve herhangi bir dinî örtünmenin de ideolojik sembol olduğu, ayrıştırıcı olduğu nettir. AİHM’nin Türkiye’yi dinî sembollerle yaratmaya çalıştığı bu uygulamaları nedeniyle mahkum ettiği bir konunun okullarımıza sokulmak istenmesinin amacı nedir? Çocukların her türlü şiddete, istismara ve ihmale karşı korunmasının yanında, sağlıklı ve güvenli yaşayabilmesi, tüm çocukların parasız, nitelikli, laik, bilimsel eğitim alabilmesi devletin ve bu konudaki paydaşların temel sorumluluğudur. Bu sorumluluğunu koltuk uğruna yok sayan, birkaç gün önce “ben laik ve Atatürkçüyüm” diye kükreyen, Kuran kurslarında olduğu gibi okullarda örtünmeyi, çocuk istismarını yasal hale getirmek isteyen Eğitim Bakanı, Bakanlar Kurulunu da bu suça ortak ederek birlikte miyavlamışlardır. Koltuk uğruna boyun eğen, geleceğimize, çocuklarımıza ihanet eden kuklalara karşı da, talimatları veren ve organize edip dayatanlara karşı da öğretmenlerimiz ve sendikamız, boyun eğmeyecek, geleceğimiz, çocuklarımız, toplumumuz için her türlü mücadeleye devam edecektir.” Kudret Özersay: “Laiklikten sapılmasını Kıbrıs Türk Halkının kabul etmesi mümkün değil” “Çocukluğumuzdan bu yana yıllarca LAİKLİK temelinde çağdaş bir temel eğitim aldık ki Anayasamızda da eğitim de dahil hayatın her alanında bu temel üzerinde faaliyet gösterecek bir devlet kurgulanmıştır. Milli Eğitim Bakanlığının eğitime dair tüm uygulamalarının laiklik temelinde olması hem anayasal bir yükümlülüğü hem de topluma karşı bir sorumluluğudur. Dün itibariyle disiplin tüzüğünde yapılan değişiklik neyi hedeflemektedir? Bakanlık bu değişiklikle ne yapmaya çalışmaktadır? Bu ülkede bu kadar yıldır okullarımızda bu türden bir sorun, toplumsal mesele olmamıştır. Okullarda kıyafet açısından belirli kuralların olması ve uygulanması bu kadar yıldır bir rahatsızlık yaratmamışken şimdi ne yapılmaya çalışılmaktadır? Eğitim Bakanlığı bu konuda gecikmeksizin laiklik ve çağdaş eğitim yükümlülüğünü akılda tutarak kamuoyunu aydınlatıcı açıklama yapmalıdır. Atatürk’ün ortaya koyduğu çağdaş eğitim vizyonundan ve özellikle LAİKLİKTEN sapılmasını Kıbrıs Türk Halkının kabul etmesi mümkün değildir.” Canlı Nazlı: "Çocuklarımızı gericiliğe teslim etmeyeceğiz" Bağımsızlık Yolu (BY) kız çocukların ortaöğretimde başörtüsü takmasıyla ilgili yapılan düzenlemeyi eleştirdi; "Çocuklarımızı gericiliğe teslim etmeyeceğiz. Kız çocuklarının devlet eliyle ayrımcılığa ve eşitsizliğe uğramasına müsaade etmeyeceğiz” dedi. BY Parti Meclisi Üyesi Cansu N. Nazlı yazılı açıklamasında 18 yaşından küçük herkesin çocuk olduğunu belirtti, kız çocuklarını istismara daha açık hale getirecek hiçbir düzenlemeyi asla kabul etmeyeceklerini vurguladı ve ülkede hiçbir çocuğun güvende olmadığını savundu. Çocukları ihmal ve istismardan koruyucu bir devlet mekanizması olmadığını savunarak bunu eleştiren Nazlı, Çocuk İzlem Merkezi Yasa Önerisinin kadük olduğunu, Çocuklar Yasası ile Çocuk Suçluları Yasası’nın da çocuk haklarını tesis etmekten çok, ihlal edici birçok çağdışı maddeyle dolu olduğunu savundu. KKTC’de Çocuk Hakları Sözleşmesinin ihlal edildiğini ileri süren Nazlı, ülkedeki tüm çocukların ebeveynlerinden evvel yasal sorumlusu olan Sosyal Hizmetlere yıllardır yeterli bütçe ve personel sağlanmamasını eleştirdi. “Soyut düşünme becerisi gelişmemiş yaşta çocukların kuran kurslarında, tarikat yurtlarında maruz kaldığı istismara ilişkin önleyici ve koruyucu tedbir alınmadığını” iddia eden Nazlı, istismarcıların yargılanmadığını da ileri sürdü. Çocukların ücretsiz, bilimsel, kamusal eğitim hakkının da ihlal edildiğini savunan Nazlı, “Çocukların sanatla, sporla, bilimle vakit geçirebilecekleri ücretsiz etüt merkezleri ve kamusal kreşler açılmazken camilere çocuk parkları kuruluyor” dedi. Engelli çocukların istismara uğrasa bile barındırabilecek yer olmadığı gerekçesiyle Sosyal Hizmetler himayesine alınmadığını ileri süren Nazlı, çocuk sahibi olan çocuklarla ilgili sorumluluk ve önleyici tedbir alan tek bir devlet kurumu olmadığını da savundu.
Benzer Videolar