Bahçeli’den ‘Öcalan’ açıklaması: Statü meselesi değerlendirilmeli, yokmuş gibi davranamayız
Grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Terörsüz Türkiye mesajı verdi. Bahçeli, "Süreç titizlikle, güvenlik hassasiyetlerinden taviz verilmeden yürütülecektir. Bu kapsamda Öcalan'ın statü meselesinin konuşulması da daha önce ifade ettiğimiz gibi bizim açımızdan önemlidir. Bu mesele yokmuş gibi davranarak sürecin sağlıklı işlemesi mümkün değildir" dedi.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM'de partisinin grup toplantısına katılarak gündeme dair açıklamalarda bulundu. Bahçeli'nin açıklamaları şu şekilde: "Türkiye Büyük Millet Meclisi grup toplantımız vesilesiyle bir kez daha sizlerle aynı çatı altında bulunmaktan memnuniyet duyuyor. Her birinizi sevgiyle, kardeşliğin sıcaklığıyla ve hürmetle selamlıyorum. Değerli dava arkadaşlarım, Türkiye Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz, Doğu Akdeniz, Orta Doğu, Türk dünyası, Afrika ve Avrupa arasında temas kurabilen bir merkez ülkedir.Aynı anda birçok kriz alanını okuyabilen, farklı masalarda bulunabilen Türkiye, kendi hikayesini politik söylemlerle yazmaz. Üretimle, diplomasıyla, savunma kabiliyetiyle, enerji hamleleriyle, lojistik ağlarıyla, toplumsal dayanışmasıyla ve millet disipliniyle yazar.
Türk ve Türkiye yüzyılının idraki 2053'ün ufku ve 2071'in kavrayışı ancak böyle bir bakış açısıyla gerçeklik kazanır. Türkiye'nin dış politika anlayışı, barışı ve istikrarı önceleyen bir çizgiye sahiptir. Tarihi tecrübemiz, coğrafi konumumuz ve devlet duruşumuz bunu gerektirir. Türkiye savaşların yayılmasını, krizlerin derinleşmesini, toplumların yerinden edilmesini, şehirlerin yıkılmasını ve bölgemizin kalıcı istikrarsızlık alanına dönüşmesini istemez."HİÇBİR GÜCÜN BÖLGESEL UZANTISI OLMAYIZ"
Diplomasi kanallarını açık tutar, ara buluculuk imkanlarını değerlendirir, tarafların konuşabileceği zeminleri destekler, gerilimin düşürülmesi için yapıcı rol üstlenir. Ancak barıştan yana durmak edilgenlik anlamı taşımaz. Diplomasiye önem vermek, başkalarının hesabına eklemlenmek manasına gelmez. Ara buluculuk herhangi bir küresel veya bölgesel projenin azası haline gelmek şeklinde yorumlanamaz. Türkiye kendi dış politikasını, kendi milli çıkarları, kendi güvenlik öncelikleri ve kendi stratejik çizgisi çerçevesinde yürütür. Hiçbir gücün bölgesel uzantısı olmayız. Hiçbir ülkenin güvenlik kaygısının Türkiye'ye karşı bir mevziye dönüşmesine izin vermeyiz. Hiçbir ittifakın veya diplomatik girişimin Türkiye'nin meşru haklarını aşındırmasına rıza göstermeyiz. Türkiye masaya kendi aklıyla oturur. Kendi güvenliğini, kendi hukukunu ve kendi menfaatini göz ardı ederek görüntü siyaseti yapmaz.
"TÜRKİYE GERİLİM ARAYAN BİR ÜLKE DEĞİLDİR"
Barış siyaseti yalnız iyi niyetle yürütülemez. Güç, hazırlık, caydırıcılık ve sağlam iç cephe ister. Sahada gücü olmayanın masadaki sözü zayıflar. Ekonomisi dirençsiz olanın diplomatik hareket alanı daralır. İç cephesi kırılgan olanın dış politikada manevra kabiliyeti azalır. Türkiye'nin barış dili güçlü devlet kapasitesiyle birlikte düşünülmelidir. Türkiye'nin barıştan yana duruşu Doğu Akdeniz'de, Ege'de ve Kıbrıs'ta aleyhimize gelişen oldu bittilere sessiz kalacağı anlamına gelmez. Yurtta sulh, cihanda sulh mefkuresinin şekillendirdiği dış politikamız gereği Türkiye gerilim arayan bir ülke olmamıştır. Fakat haklarını güvenlik alanını, deniz yetki sahalarını, Kıbrıs Türk'ünün varlık hakkını ve Ege'deki denge hukukunu yok sayan her adım karşısında kararlı bir Türkiye bulur. Fransa'nın, Yunanistan'ın, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin ve İsrail'in Doğu Akdeniz'de kurmaya çalıştığı güvenlik ve enerji merkezi temaslar dikkatle takip edilmelidir.
MACRON'A TEPKİ
Her devlet kendi dış politikasını yürütür. Kendi ittifaklarını kurar. Fakat bu ittifakların Türkiye'yi çevreleme, Kıbrıs Türk'ünü sıkıştırma, Ege'de mevcut dengeyi bozma veya Doğu Akdeniz'de Türkiye'ye rağmen fiili durum üretme amacına yönelmesi halinde buna kayıtsız kalmamız beklenemez. Fransa'nın bölgeye tarihi komplekslerle, sömürgecilik döneminden kalma alışkanlıklarla bakması istikrar üretmez. Sayın Macron'un siyasi ölçeğini aşan Napolyonculuk hevesine kapılması dost ve hatta çoğu zaman müttefik olan Türk ve Fransız milletleri arasındaki yüzyıllara, sari, kadim ilişkilere fayda sağlamaz. Fransa, Doğu Akdeniz'de Türkiye'ye karşı çıtır dar hesaplarının aparatı haline gelirse bundan bölge barışı, Avrupa güvenliği ve Fransa'nın itibarı sarar görür.
Şu hususun altını ehemmiyetle çiziyorum. Yunanistan'ın maksimalist taleplerle hareket etmesi hukuk üretmez. Güney Kıbrıs Rum yönetiminin adanın tamamı adına konuşma alışkanlığı meşruiyet üretmez. İsrail'in kendi güvenlik endişelerini Türkiye'ye karşı bölgesel bir düşmanlığa dönüştürme arayışı kalıcı barış üretmez. Bölgeyi dar hesaplara göre yönlendirmeye çalışanlar, yalnız kendileri için değil bütün bölge için yeni risk kapıları açarlar. Kıbrıs meselesi de bu çerçevede ayrıca değerlendirilmelidir. Kıbrıs yalnız müzakere başlığı veya diplomasi dosyası sayılamaz. Kıbrıs Türkiye'nin güvenlik derinliği, Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları, Kıbrıs Türk'ünün varlık hakkı ve Türk milletinin stratejik hafızasıdır.
Kıbrıs'ta toprak alım satımı yabancı mülkiyeti, stratejik bölgelerde taşınmaz ve yoğunlaşması ve ekonomik nüfus üretme girişimleri sıradan ticari işlem gibi görülemez. Toprak yalnız tapu kaydı sayılamaz. Kimi zaman egemenlik hakkının belgesi, kimi zaman güvenlik teminatı, kimi zaman gelecek nesillerin hakkıdır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin demografik dengesi, mülkiyet yapısı, ekonomik bağımsızlığı ve güvenlik hassasiyetleri milli mesele olarak görülmelidir. Türkiye, Kıbrıs Türk'ünün hakkını başkalarının insafına terk etmeyecektir. Başta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin yöneticileri olmak üzere bütün soydaşlarımız ve kandaşlarımız bu konuda tarihi hafızanın gerektirdiği bilinç ve sorumlulukla hareket etmelidir.
"İHTİYACIMIZ, KAPSAMLI BİR MİLLİ SEFERBERLİK ANLAYIŞIDIR"
Değerli dava arkadaşlarım, Türkiye'nin önündeki dönemi yalnız güvenlik tedbirleriyle, diplomatik temaslarla veya ekonomik programlarla karşılaması yeterli değildir. Dünya yeniden şekillenirken Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu şey bütün alanları aynı hedefe bağlayan kapsamlı milli seferberlik anlayışıdır. Geciktiremeyeceğimiz sefer bellidir. Ekonomik, kültürel ve teknolojik seferberlik. Ekonomik seferberlik üretimin büyütülmesi, yatırım ortamının güçlendirilmesi, ihracat pazarlarının genişletilmesi, tarımda verimliliğin arttırılması, sanayide katma değerin yükseltilmesi enerji güvenliğinin tahkim edilmesi ve müteşebbisin dünyaya açılmasıdır. Kültürel seferberlik Türkiye'nin tarihi birikimini, dilini, sanatını, eğitim kurumlarını, yayıncılığını, dizilerini, sinemasını, mimarisini, şehir hafızasını ve insani diplomasi kabiliyetini daha etkili biçimde dünyaya taşımasıdır.
"KALKINMANIN ÖNÜNDEN EN BÜYÜK ENGEL KALKACAK"
Teknolojik seferberlik ise savunma sanayinde kazanılan özgüvenin yazılıma, yapay zekaya, sağlık teknolojilerine, tarım teknolojilerine, enerji teknolojilerine, uzay çalışmalarına, ulaştırma sistemlerine ve dijital ekonomiye yayılmasıdır. Terörsüz Türkiye hedefinin burada ayrı yeri vardır. Terörün tasfiye edildiği, güvenliğin kalıcı biçimde sağlandığı, şehirlerin kırsal alanların huzur iklimine kavuştuğu Türkiye'de kalkınma hamlesinin önündeki en büyük engellerden biri ortadan kalkacaktır.Barış için çıktığımız bu kutlu yola Allah'ın izniyle baş koyduk. Türk milliyetçiliği kalabalıklarda atılan kuru sloganların, kürsülerde cilalanan kof tutukların, kalıplara hapsolmuş kör bir taassubun değil, karanlığı yaran kudretli bir şuurun tecellisidir. Bu şuur Ay Yıldızı bayrağımızın dalgalanmasında üç bin yıllık tarihi, minarelerden duyulan ezanda bağımsızlığın mahiyetini idrak edebilenlerin ferasetidir. Bir taşı için, bir avuç toprağı için, zirvesini göremediği dağı, nerede olduğunu dahi bilmediği ovası, bağı, bahçesi, merası, suyu için gerekirse can alıp can vermektir. Türk milliyetçiliği her bir insanını, her bir hanesini bir saymaktır. Türk milletini bir bütün olarak kavramaktır.
Tarlada sapan süren çiftçiyi fabrikada ter döken işçiyi, tezgahının başında rızkını arayan esnafı, sınıfta evlatlarımızı yetiştiren öğretmeni, hastanede insanımıza şifa dağıtan hekimi, devletimizin yükünü omuzlayan memuru, emeğiyle ailesini geçindiren her vatandaşımızı ayrı ayrı dert edinmektir. Türk Milliyetçiliği atanı alın teriyle işlenecek bir emanet, milleti huzur ve refah için hizmet edebilecek mukaddes bir sorumluluk olarak bilmektir. Sabaha kadar ülkeyi düşüneceksiniz öğüdümüzü kulağına küpe edinen, tasada temennide, tercihte ve tavırda birleşen dava arkadaşlarımın duyuşudur. Bugünün sorunlarına cesaretle eğilenlerin ve elini taşın altına koyanların hatta ve hatta o taşın altına gerekirse gövdesiyle girmeyi vazife bilenlerin anlayışıdır.
"MHP, TÜRKİYE'NİN SİGORTASIDIR"
Milliyetçi Hareket Partisi. bu büyük fikriyatın Türk siyasetindeki köklü ve kutlu karargahıdır. Milliyetçi Hareket Partisi, Türk milliyetçiliğinin siyasi taşıyıcısı, milli vicdanın gür sesi, milli beka mücadelesinin öncü kuvvetidir. Milliyetçi Hareket Partisi, Türk milliyetçilerinin fırtınalı havalarda savrulmalarına, siyasetin kırılgan zeminlerinde sarsılmalarına, kaygan yollarda sürüklenmelerine, sözde seçenekler etrafında sahipsiz kalmalarına karşı serden geçti siperidir. Milliyetçi Hareket Partisi dün olduğu gibi bugün de Türkiye'nin sigortasıdır. Bu sigorta kriz zamanlarında gözlerin çevrildiği gözlerin çevrildiği istikamet, hizip ortamlarında devreye giren hakikat, fitne dönemlerinde suları berraklaştıran erdemdir.
Milliyetçi Hareket Partisi diyoruz ki Türk milliyetçiliğinin bir gereği de istikbalimizin önündeki düğümleri çözmek, ufukta görünen sırat köprülerini tez elden geçmektir. Türk milliyetçileri olarak milletimizin bağrına saplanan hançerleri sökmek, devletimizin kesesine geçirilen prangalardan azat etmek, vatanın her karışında kardeşliği hakim kılmak arzusundayız. Yaraları deşmek yerine sarmayı, ayrılıkları derinleştirmek yerine birlik olmayı, inceldiği yerden koparmak yerine onarmayı, mazimize karşı bir sorumluluk telakki ederiz. Bu sorumluluğun bugünkü aşaması terörün her türlüsünün topraklarımızdan ebediyen tasfiyesidir. Milliyetçi Hareket Partisi bu tarihi sorumluluğun arkasında sonuna kadar duracak, şehitlerimizin aziz hatırasını incitmeden, gazilerimizin emanetini gölgelemeden bu yolda kararlılıkla yürüyecektir.
"KİMSE, MHP'NİN ADINI TERÖRLE YAN YANA GETİREMEZ"
Bu yürüyüşün adı Terörsüz Türkiye'dir. Terörsüz Türkiye teslimiyet değildir. Terörsüz Türkiye taviz değildir. Terörsüz Türkiye terör örgütüyle pazarlık değildir. Terörsüz Türkiye, devleti zayıflatmak, milli iradeyi gevşetmek, aziz milletimizin kırmızı çizgilerini çiğnemek, hassasiyetlerini kurcalamak, güvenlik ilkelerini sulandırmak hiç değildir. Şayet böyle tasavvurlara girişen varsa, Milliyetçi Hareket Partisi'ni vatana ihanetin merkezine koymaya cüret ediyorlarsa, Türk Milliyetçiliğinin komuta merkezini terörle aynı terazide tartmaya kalkışıyorlarsa, gaflet zindanlarına düşmüşlerdir. Basiretsizliğin karanlık dehlizlerinde yolunu kaybetmişlerdir. Hiç kimse Milliyetçi Hareket Partisi'nin adını terörle yan yana getiremez. Hiç kimse bu hareketin ülkücü şehitlerimizin kanıyla, taş medreseli büyüklerimizin çilesiyle, milletimizin duasıyla, arkadaşlarımızın sadakatiyle yorulmuş müktesebatını lekeleyemez.
Bilinmelidir ki terörsüz Türkiye, Türk milletinin tarihi bir musibetten kurtulmasıdır. Kardeşliğimizin yeniden ve daha sağlam biçimde Anadolu'nun her karşısında kavileşmesidir. Terörsüz Türkiye, yalnızca bugünün değil, yarının meselesidir. Terörsüz Türkiye yalnızca iç güvenliğin değil, dış politikanın da meselesidir. Terörsüz Türkiye yalnızca bir asayiş hedefi değil, büyük ve güçlü Türkiye idealinin ana sütunlarından biridir."SAVAŞ, TİCARETİ DE ETKİLEYECEK BÜYÜK BİR DEPREM POTANSİYELİ TAŞIYOR"
Gündemimizi işgal eden ABD, İsrail-İran gerilimi yalnızca üç ülke arasında geçen bir askeri veya diplomatik çekişme değildir. Bu gerilim Türkiye'nin sınır güvenliğinden enerji maliyetlerine, tarımsal üretimden sanayi girdilerine, lojistik hatlardan dış ticaret dengelerine kadar geniş bir alanı etkileyebilecek büyük bir deprem potansiyeli taşımaktadır. Hürmüz boğazında yaşanan her sarsıntı petrol tankerlerinin rotasını değiştirmekle değişen rotalar mazot fiyatlarına gübre maliyetlerine çiftçinin ekim kararına sanayicinin üretim hesabına ihracatçının rekabet gücüne vatandaşımızın mutfağına kadar uzanmaktadır. Enerji arzındaki her kırılma abone ol üretimi baskılar. Gübredeki her artış gıda güvenliğini zorlar. Lojistik maliyetlerdeki her yükseliş pazardaki fiyat etiketinden organize sanayi bölgelerindeki üretim planlamasına kadar her alana sirayet eder. Bu nedenle dış politika ile iç politika bir birinden kopuk değildir.
Bir buçuk yıl önce bugün 'Mesele Beyrut değil Ankara'dır. Gizli gündem Türk vatanıdır. Orta Doğu'da ateşlenen füzelerin, suikastlerin bir sonraki etabı Anadolu coğrafyası' derken altı boş bir değerlendirmede bulunmuyorduk. Sokağın başındaki yangının kapımızın önüne gelebileceğinin uyarısını yapıyorduk. Evimizin içinde huzuru temin etmeden bahçemizin dışına adım dahi atamayacağımızı anlatıyorduk. Duyan değil dinleyen, bakan değil, gören gözler için Terörsüz Türkiye'nin ne denli hayati bir mesele olduğunu idrak etmek zor değildir. Sınır ötesindeki kriz ile sınır içindeki huzur stratejik denklemin parçalarıdır. İşte biz bu denklemi görüyoruz.Terörsüz Türkiye, komşunun komşuya güvenmesidir. Terörsüz Türkiye, annenin evladını okula huzurla göndermesidir. Terörsüz Türkiye, esnafın kepengini endişesiz açması, çiftçinin tarlasına korkusuz gitmesi, öğretmenin sınıfa başı dik girmesi, yatırımcının Anadolu'nun her köşesine güvenle erişmesidir. Terörsüz Türkiye, iç mukavemetimizin çelikten bir duvar gibi kol kola el ele ve tek vücut halinde milletçe ilmek ilmek örülmesidir.
"SIRADA HUKUKİ DÜZENLEMELER VAR"
Bu sürecin en önemli yönlerinden biri de meselenin gazi Meclisimizin çatısı altında ele alınmış olmasıdır. Milli iradenin tecelligahı, Kurtuluş Savaşı'nın karargahı, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun tecessümü olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Terörsüz Türkiye hedefinin komisyon çalışmalarıyla, farklı siyasi partilerin katkılarıyla, raporlarla, müzakerelerle ve nihayet yasal düzenleme hazırlıklarıyla ilerlemesi son derece anlamlıdır. Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu bu açıdan tarihi bir vazife üstlenmiştir. Sırada siyasi ve hukuki düzenlemeler vardır. Gazi meclisimizde gerekli yasama faaliyetleri hız kazanacaktır. Teklifler değerlendirilecek, her partiden madde önerileri alınacak, kanunlaştırma sürecinin çerçevesi millet iradesiyle oluşturulacaktır. Günlük siyasi kazançların, küçük hesapların telaşıyla bu tarihi yükümlülüğe sırt çevrilmemelidir.
Kalabalıkları galeyana getirmek, kitleleri yönlendirmek uğruna bu mühim dönemeçte milletimizi kutuplaşma gafletine düşülmemelidir. Kimse şehitlerimizin aziz hatıralarını istismar etmemeli, kimse gazilerimizin fedakarlıklarına gölge düşürmemeli, kimse anaların gözyaşı üzerinden siyaset devşirmemeli, kimse kardeşliğimizi, birliğimizi zehirleyecek sözlerin, söylemlerin, sözde siyasetlerin peşine takılmamalıdır. Terörsüz Türkiye, Türkiye'nin ortak mesajı olmalıdır. Terörsüz Türkiye, sınır ötesinde kabaran kriz dalgalarına, bölgemizi saran istikrarsızlık kuşağına, küresel güç mücadelelerine karşı hazır bulunduğumuzun ilanı olmalıdır."ÖCALAN'A STATÜ MESELESİ KONUŞULMALI"
Nitekim 11 Temmuz 2025'te terör örgütü PKK mensubu bir grubun sembolik törenle silah bırakması bu tarihi çağrının ve terörsüz Türkiye iradesinin karşılık bulduğu önemli bir aşama olmuştur. Elbette bu tören tek başına nihai sonuç değildir. Süreç titizlikle, güvenlik hassasiyetlerinden taviz verilmeden yürütülecektir. Bu kapsamda Abdullah Öcalan'ın statü meselesinin konuşulması da daha önce ifade ettiğimiz gibi bizim açımızdan önemlidir. Bu mesele yokmuş gibi davranarak sürecin sağlıklı işlemesi mümkün değildir. Sürecin yürütülmesini istiyorsak çağrımızın bağlayıcı olmasını temenni ediyorsak, örgütün tüm unsurlarıyla feshi ve silahların teslimini takip eden bu süreçte bunun hukuki, siyasi ve vicdani ölçüler içinde açıkça değerlendirilmesi gerekir. Türkiye'nin güvenliği ve geleceği söz konusu ise ani reflekslere, duygusal tepkimelere, sosyal medya gürültülerine, siyasi yargılarına, temelsiz muhalefet tantanalarına, takvimi meçhul belirsizliklere mahal veremeyiz. Abdullah Öcalan için statü açığı varsa, bu açık Türkiye Cumhuriyeti lehine, terörsüz Türkiye hedefinin başarısına hizmet edecek biçimde ele alınmalıdır.
'BARIŞ SÜRECİ VE SİYASALLAŞMA KOORDİNATÖRLÜĞÜ' ÖNERİSİ
Bu noktada ihtiyaç duyulacak mekanizmanın adı ne olursa olsun özü açık olmalıdır. Bu mekanizma toplumsal onarımı, siyasal normalleşmeyi, demokratik katılımı, kardeşlik hukukunu, kamu düzenini, milli güvenliği ve huzurlu geleceği birlikte gözetmelidir. Bu tartışmaları son vermek için bunun adının 'Barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü' olmasını öneriyorum. Fakat elbette başka alternatifler yönetilebilir. Temennimiz PKK'nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapmasıdır. Çünkü meselenin esası terörün tamamen tasfiye edilmesi silahların susması terörün gündemimizin dışına kesin biçimde çıkarılması siyasetin terör vesayetinden arındırılması ve toplumsal bütünleşmenin sağlanmasıdır. Kimsenin en ufak kuşkusu olmasın. Şehitlerimiz bizim baş tacımızdır. Gazilerimiz bizim yüz akımızdır. Terörle mücadele kahramanlarımız bu milletin ebedi şeref levhasına adlarını yazdırmışlardır. Terörsüz Türkiye hedefi şehitlerimizin ve gazilerimizin adanmışlıklarını zafer ulaştırma, mücadelelerini nihayete erdirme iradesidir. Aziz şehitlerimizi rahmetle anıyor, kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum.
Değerli dava arkadaşlarım, çok iyi idrak edilmelidir ki Cumhur İttifakı yalnız seçim dönemlerinde kurulan sandık birlikteliği değildir. Türkiye'nin terörle mücadelesinde, milli iradenin korunmasında, savunma sanayi hamlesinde, dış politika kararlılığında, devlet millet sürekliliğinde ve kriz zamanlarında istikrarın muhafazasında önemli bir siyasi hat oluşturmuştur. Kabine, bürokrasi ve Cumhur İttifakı unsurları aynı hedefe bakmalı, aynı istikamete yürümeli, aynı tarihi sorumluluğun ağırlığını taşımalıdır. Her bakanlık bir cephe, her kurum bir mevzi, her karar Türkiye'nin büyük yürüyüşünün parçası olarak görülmelidir. Siyasetin dili, seviyesi ve sorumluluk anlayışı da aynı ciddiyette ulaşmalıdır. Dünya ağır bir belirsizlik döneminden geçerken Türkiye'nin iç siyaseti ve terörsüz Türkiye vizyonu küçük hesaplara, günlük çekişmelere ve dar parti menfaatlerine sıkıştırılamaz.
Türkiye'yi yönetmek ciddiyet ister. Ülkeyi yönetmeye talip olmak dirayet, azamet ve ağır bir mesuliyet ister. Milli meseleler kişisel çıkar siyasetinin gölgesinde konuşulamaz. Milletin kaderi, devletin bekası ve vatanın istikameti böylesi bir hafifliğe taşınamaz.Ülkeyi yönetmeye talip olanın uykusu kaçmalı, saçları ağarmalı, kalbi acımalı, zihni yorulmalı, vicdanı sızmalıdır. Çünkü devleti yönetmeye talip olanın zihnindeki ve kalbindeki yük, onun ayaklarının yerden kesilmesine izin vermez. Onu sürekli yere ve millete hakikate bağlar. Bu yük büyük, bu yük çetin, bu yük mukaddestir. Aklımız, rehberimiz, imanımız, kalkanımız, sabrımız, siperimiz oldukça Allah'ın izniyle hiçbir engel önümüzü kesemeyecek, yürüyüşümüzü durduramayacaktır.
"MUHALEFET ETMEK BAŞKA, ORTAK AKLI ZEHİRLEMEK BAŞKADIR"
Şu hususun da altını çizerek ifade ediyorum. Elbette siyaset rekabet alanıdır. Farklı partiler olacaktır. Eleştiri yapılacaktır. Demokrasinin tabiatı budur. Ancak eleştiri başka, ülkenin moralini yıpratmak başkadır. Rekabet başka, Türkiye'nin istikametini karartmak başkadır. Muhalefet etmek başka, milli meselelerle ortak aklı zehirlemek başkadır. Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben anlayışı, devlet ve siyaset ahlakının özüdür. Muhalefet yaparken düşünülen temel zafiyet de burada ortaya çıkmaktadır. Mesele yalnız sert söz söylenmesi veya iktidarın eleştirilmesiyle sınırlı kalmamaktadır. Asıl sorun Türkiye'nin içinde bulunduğu tarihi dönemeçte doğru okunamaması, her meselenin günlük polemik, şahıs tartışması ve dar parti çıkar üzerinden okunmasıdır ve bu ciddi bir ufuk eksikliğidir. Türkiye'ye muhalefet edilmez. İktidara muhalefet edilir, hükümete eleştiri yönetilir.
Politikalara alternatif teklif edilir. Ancak Türkiye'nin imkanlarını küçümseyen, milletin moralini bozan, dışarıdaki baskılara, içerideki söylem desteği veren her stratejik adımı itibarsızlaşmaya çalışan çizginin adı siyasal sığlıktır. Bu noktada Terörsüz Türkiye başlığını siyasi rekabetin gürültüsüne kurban etmeyeceğimizin altını çizmek gerekir. Devletin güvenlik anlayışı da milletin huzur arayışı da bölgemizdeki istikrar ihtiyacı da gündelik polemiklerin oyuncağı haline getirmeyiz.Kim bu süreci sığ hesaplara indirgerse, Türkiye'nin önündeki stratejik fırsatı okuyamamış olur. Kim bu hedefi karalamaya kalkarsa anaların gözyaşlarını, gençlerin beklediği umudu, şehirlerin beklediği yatırımı, yarının şafağında bizi bekleyen büyük ve güçlü Türkiye'yi görmezden gelmiş olur. Terörsüz Türkiye meselesinde kaydedilecek her gün, Türkiye'nin geleceğinden eksilmiş bir gündür."
yenibakış gazetesi-kktc son dakika