“ALLAH CANIMI ALSIN” DA NE DEMEK?
Çiğdem DÜRÜST
Bir yandan UBP milletvekili Zorlu Töre'nin sözleri, öte yandan Gazeteciler Birliği'nin Rum yayın kurumu PIK'i ziyaretleri...
Gazeteciler Birliği ziyaretini yarın sizlerle uzun uzadıya konuşalım. Fakat Zorlu Töre'yi de bugün anlamaya çalışalım...
Zorlu Töre, adada çözüm olması sonucunda, KKTC ortadan kalkarsa Allah'a canını alması için dua edeceğini söylemiş!
Öncelikle, böyle bir ifade, şu anda milletvekilliğini yaptığı devletin varlığına ve Devlet'in sürdürmekte olduğu dış politikaya ters düşen bir söylem değil midir?
İvedi olarak Zorlu Töre'nin itifa etmesi veya meclis başkanlığı tarafından istifasının istenmesi şarttır.
Çünkü BM ile kurulan temaslarda, çözüm olması halinde, devletlerin yeniden yapılanması ve Federal Devlet ile uyumlu bir sistemin içselleştirilerek düzenlenmesi konusu halen gündemdedir/masadadır.
Elbette bu belki de ismin ve bayrağın değişmesi anlamına gelebileceğinden, Kıbrıs Cumhuriyeti için de benzer bir koşul önerilebilmektedir.
Yine de 1983 yılında kurulan devletin, ilk kuruluş aşamasında meclisin de medyanın tartışmış olduğu bir konudur.
Şu anda içinde yaşamakta olduğumuz devlet düzeni değişmeksizin, geleneksel ve yasal kriterler insan hakları göz önünde bulunarak, toplumsal saygınlığımız da göz önüne alınarak değerlendirilmesi halinde, devletin isminde meydana gelebilecek değişiklik zaten çözüm halinde kabul edilebilirdir.
Nitekim, müzakereler böyle devam etmektedir. Annan Planı da bu doğrultuda oylanmıştı.
**
Zorlu Töre'nin bu açıklaması UBP'yi de bağlar.
Bu sözlerin parti meclisi dahil, tüm yetkili kurullarda değerlendirilmesi önemlidir.
**
Zorlu Bey'in açıklaması dikkatle değerlendirmesi gereken bir konudur.
Hem sosyal psikoloji, hem de bireysel psikoloji açısından da sorgulanması ve değerlendirilmesi gereken bir meseledir.
Birlikteliğimizin tek koşulu ne devletin adıdır, ne de yaşama sebebimiz sadece budur!
Farkındalıklar ve yaşama katılan anlamların gözden geçirilerek toplum ve birey psikolojik sağlıklarının değerlendirilmesi bu vesile ile önem kazanmıştır.
**
Unutulan ayrıntı:
Müzakereler BM Parameteleri'nde devam etmekte, AB'nin belli kriter ve önerileri doğrultusunda şekillendirilmeye çalışılmaktadır.
Böylesi bir aşamada mecliste acaba Zorlu Töre gibi düşünmekte olan kaç vekilin daha bulunduğu merak konusudur.
Bunun için belki de Meclis Başkanlığı ile partilerin ve Cumhurbaşkanlığı'nın istişare içinde olmaları kaçınılmazdır.
Aksi takdirde son günlerde ortaya çıkmakta olan ayrılıkçı ve bölücü yaklaşımlar ile Kıbrıs'ın kuzeyinde yaşamını sürdürmekte olan, Kıbrıslı olmayıp burayı yurt bellediğini iddia eden kişilerin sürdürmekte oldukları söylemlerin tehlikesi de giderek artmaktadır
Şöyle ki, YDH gibi bir hareketin sürekli ve ısrarcı bir biçimde TC kökenli yurttaşların ayrımcılıklara uğradıklarının söylenmesi, mahallelerinin daha kaldırımlanma ve asfaltlanma çalışmalarının yetersiz olduğu üzerinden politikalar üretilmesi bir Kıbrıslı KKTC yurttaşı olarak beni rahatsız etmektedir.
Hal böyle olunca, düşmanlığın yeniden ve kendi içimizde alevlendirilmesi, Kıbrıs sorununda bir çözüme ulaşılamaması durumunda, ya da ulaşılması halinde, bu defa da Kıbrıslı Türkler ve kökeni Kıbrıslı olmayıp yaşamını burada sürdürenler arasında sıkıntıların ve ayrılıkların doğmasına neden olacak gibi görülmektedir.
Milletin vekili olan birisinin böylesi tehditlerin bulunduğu günlerde, bana göre çok da doğru olmayan Töre'nin söylemini bir kez daha düşünmesi şarttır.
Aksi takdirde milletin vekili olmaktan ziyade, sabit bakışları olan; ölümü kolayca düşünebilecek, yaşamını bu uğurda harcamaktan çekinmeyecek bir kişilik çizmektedir ki teröre davetiye çıkarmaya kadar algılanabilecek sonuçların doğması bu gibi söylemler sonucunda kolaylaşmaktadır.
Çözüm, Kıbrıs için kaçınılmazdır.
Senelerdir müzakerelerin yürütüldüğü çizgi de bellidir!